
Baudrillard, simülasyon kuramında, var-olan -ya da var bile olmayan- gerçekliklerin, zemini olmayan bir gerçeklik varsayımı üzerinden gerçekmişçesine sunulması durumunu anlatmıştır…
(Biraz uzunca bir yazı oldu sanırım ama…)

Baudrillard, simülasyon kuramında, var-olan -ya da var bile olmayan- gerçekliklerin, zemini olmayan bir gerçeklik varsayımı üzerinden gerçekmişçesine sunulması durumunu anlatmıştır…
(Biraz uzunca bir yazı oldu sanırım ama…)

Geçtiğimiz zamanlarda gerçekleşen vahşi bir cinayetin ardından zanlının yakalanma süreci ve yakalandıktan sonrası sürekli olarak Türkiye gündemini meşgul etti… Cem Garipoğlu ve Münevver Karabulut cinayetinden bahsediyorum…
Bu yakalanma olayı sonrasında, bu adreste aşağıdaki gibi bir yorum okudum:

Yıllardır bu “sosyal patlama” deyimine alıştık artık. Kökeninde sosyolojik bir durumu anlatan bu deyim, belki de halk diline geçebilmiş nadir sosyoloji terimlerinden de birisidir… Nihayetinde bugün, yılların birikimiyle, Dünya’nın her yerinde ve de Türkiye’de bir “sosyal patlama durumu” söz konusu. Ancak, ilginçtir ki, bunun önüne geçmeye çalışmak yerine, “emniyet sübapları” ile bu “patlama” engellenerek bundan nemalanıyor günümüzde…
Ortaçağ’dan girelim bugünden çıkalım şimdi. Defalarca yazıldı çizildi, mıncıklayalım biraz daha dağarcığımızı.
ABD – SSCB arasındaki savaşta arada kalmış bir ülke: Türkiye Cumhuriyeti.