
Baudrillard, simülasyon kuramında, var-olan -ya da var bile olmayan- gerçekliklerin, zemini olmayan bir gerçeklik varsayımı üzerinden gerçekmişçesine sunulması durumunu anlatmıştır…
(Biraz uzunca bir yazı oldu sanırım ama…)

Baudrillard, simülasyon kuramında, var-olan -ya da var bile olmayan- gerçekliklerin, zemini olmayan bir gerçeklik varsayımı üzerinden gerçekmişçesine sunulması durumunu anlatmıştır…
(Biraz uzunca bir yazı oldu sanırım ama…)

Basın ile ilgili ilk yasak(lama)lar 1858 Ceza Kanunu ile başlamaktadır. Yasa öncesinde iki gazete (Takvim-i Vakayi ve Ceride-i Havadis) ve bir dergi (Vakay-i Tıbbiye) çıkmıştır. Ancak dönem yöneticileri çıkan sorunlardan feyz alarak denemde Fransız Ceza Kanunundan Türkçeye yapılan çeviri içerisinde basın ile ilgili bölümleri de dahil etmişler ve böylece ilk yasaklar ortaya çıkmıştır.

Her toplumun kendine özgü gelenekleri, âdetleri, bayramları.. vb. vardır. Ancak bunların hepsinin yanında her toplumun kendisine has bir dili vardır. Örneğin ülkemizi ele alırsak, Karadeniz Bölgesinde “Karadeniz lehçesi”, Doğu Anadolu Bölgesinde “Doğu Anadolu Lehçesi”, ..vb. konuşulmaktadır. Bunların hepsi sadece o bölgeye özgü konuşma dilleridir ve o bölgede yadırganmazlar. Ancak siz Karadeniz şivesiyle gidip İstanbul’da konuşursanız büyük ihtimalle karşınızdaki kişi sizi anlamakta zorlanacaktır. Hatta birazda sizi yadırgayacaktır.