25 04.2010

Otorite, Rekabet ve İşsizlik

Kapitalizm’in ve hatta liberalizm’in kökeni hep rekabete dayandırılır. Rekabet ise, koşulsuz şartsız gelişmenin kaynağıdır denir. Serbest pazar henüz teoriyken, ya daha doğrusu henüz burjuvazinin egemenliğine geçmemişken, yani tekeller ortada yokken, rekabetin (düzensiz de olsa) bir nebze gelişim sağladığını iddia edebiliriz. Ancak, gelişen dünya içerisinde rekabet gerçekten gelişimin kaynağı mıdır?

Giriş

Rekabet olgusu, genel hatlarıyla bir yarıştır. Örneğin, bir koşu yarışında iki sporcu rekabet ederler ve birbirlerini geçmeye çalışırlar. Pazar ekonomisi içerisinde de rekabetin basitçe tanımını bu şekilde düşünebiliriz sanırım. İki (veya daha çok) firmanın sonu olmayan bir yolda giriştikleri yarış. Klasik anlamdaki yarıştan farkı ise, sonunun olmamasıdır. Yarış sürekli bir devinim içerisindedir ve yarış sırasında parkur, engeller, rakipler ve kurallar sürekli değişkendir. Dahası, yarış, kendi içerisinde pek çok farklı yarışa daha ayrılmış durumdadır ve çok karmaşık bir yapı içerisidedir.

Kapitalist ekonomi, içerisinde bulunduğunuzda kuralları ve oynaması görece basittir ve pazar ekonomisi rekabet sürecinde başarılı olduğunuz kadar sistem içerisinde var olursunuz. Ancak, dışarıdan incelendiğinde oldukça karmaşık bir yapıya sahiptir. Bu yarışta aktörün birden fazla kulvarda koşması gerekebilir. Yazının başında ifade ettiğim ilk dönemlerde, yani henüz küresel pazarların oluşmadığı, şehir – bölge pazarlarının ise henüz canlanmaya başladığı dönemlerde, kapitalizm’in kuralları basittir:

Daha iyisini yap, yeni olanı üret, makineler aracılığı ile kitlesel bir üretim gerçekleştir ve kazan.

Ancak, kapitalist rekabet içerisinde yaşanan, özellikle üretim alanındaki bu teknolojik gelişmeler bir müddet sonra ilerleyemez hale gelmiştir. Çünkü, kapitalizm küresel pazarın sınırlarına ulaşmış, arz, talebi çoktan aşmıştır.

Örneğin, 1903′de Henry Ford ve ürettiği otomobiller bugünün otomobillere kıyasla çok ilkeldir. Ancak, Amerika başta olmak üzere tüm dünya, bu yeni araçlara ilgi duyuyordu ve tüm küresel pazar bu arz edilen metaya açlık duymaktaydı. Dolayısıyla da, aynı tipte, aynı renkte ve aynı marka otomobiller bir anda satış patlaması yaratmıştı. 1918 yılında ABD’de kullanılan arabaların yarısı Modell T idi. Aynı modelden 1927 yılına kadar 15 milyon araç satılarak 45 yıl süre tutulacak rekor kırıldı.1 Ancak, bu pazardan pay almaya çalışan başkaları da vardı ve rekabet edebilmeleri için de aynı arabayı, aynı şartları değil, ya daha ucuz, ya daha farklı ihtiyaçları karşılayabilecek araçlar üretilmeliydi. İşte bu noktada kapitalist sistem, öncelikle kitlesel üretim için Ford’un bant sistemli üretim tekniğini ve sonrasında da yeni model araçlar üretilebilmesi için bir dizi teknolojik ilerlemeye önayak olmuştur.

Günümüze yaklaştıkça

Günümüzde, kapitalizm bir nebze bu rolünü hala oynamaktadır. Hala, özellikle büyük firmalar birbirleriyle rekabet edebilmek için yenilik yaratmaya çalışmaktadırlar. Ancak bugünlere yaklaştıkça birkaç sorun ortaya çıkmıştır. İlk olarak, kapitalist pazar sınırlarına ulaşmıştır. Yani, kapitalizm tüm büyük ve tekel aktörleri ile dünyanın her tarafına yayılmıştır. Örneğin, bugün Afrika kabile bölgelerinde dahi Coca-Cola’yı görebiliriz. Bir diğer sorun ise, aynı küresel pazarın zengin bölümünün yenilik ve talep konusunda doymuşluğudur. Bu doymuşluk, kapitalizm’in yıllardır en büyük sorunu halindedir ve aşılması da ürün çeşitliliği yerine ürün farklılaştırılması yöntemi ve reklamcılık sektörünün renkli ambalajlarının birleşimi ile sağlanmıştır.

Bu iki temel sorun, devamında rekabetin yararının azalmasına da neden olmuştur. Sade bir rekabet güdüsüne, para hırsı ve de güç sosları eklenmiş, böylece saf hali gelişime yol açan rekabet dolu ilerleyiş, yerini günen güne zarar veren bir olguya bırakmıştır.

Gelişme

Ulus – Devlet, Milliyetçilik ve Propaganda

Kapitalizm’in burjuvazinin tekeline geçmesi, aristokrasinin ekonomik alanda burjuvazi kadar etkin olmak yerine kendisini arka plana çekmesi ve halk kitlelerinin de bu iki sınıftan kesin bir şekilde ayrılması sonucu, bu iki egemen ve dar ölçekli sınıf, çok geniş ve görece etkili halk kitlelerini yönetme araçları aramaya başlamışlardır. Kaba kuvvet ile yönetmeye çalıştıklarında dünyanın her yerinde isyanlar patlak vermiş ve devrimlere sahne olmuştur. Bu hareket, kitlelerin kitle olarak ve kitle bilinci ile varoldukları sürece, kıt bir zümre tarafından yönetilemeyecekleri, yada zor bir şekilde yönlendirilecekleri gerçeğini ortaya çıkartmıştır. İki küçük egemen sınıfın, geniş halk kitlelerinden iki beklentisi vardır:

  1. Pazar içerisinde talep yaratarak, egemenlerin arzlarına karşılık sağlamaları,
  2. Egemenlerin çıkar savaşlarında, onlara yandaşlık yapmaları.

Yani, kısaca ulus-devletler içerisinde var olarak, bu devlete egemen güçlerin diğerlerine karşı pazar savaşlarında destek olmaları hedeflenmektedir. Ulus- devletler, ilk zamanlarında milliyetçilik kavramı ile halkları hem bir arada tutmuş, hem de diğer bir egemenin kontrolündeki halk ile bağdaşmasının önüne geçilmiştir. Ancak, fikir akımlarının ilerleyişi zamanla milliyetçilik fikrinin kökenlerini açığa vurmuş ve sosyalist düşünce tarzı ile tüm dünyada egemen sınıflara karşı bir duruş ortaya çıkmıştır. Bu duruş ile patlak veren isyanlar zamanla egemenleri zayıflatmış, halk kitlelerinin onlari için değil, onların halk kitleleri için oldukları düşüncesini ortaya çıkartmıştır. Yani;

Halk devlet için değil, devlet, halk için vardır.

İşte bu düşünce biçimi, egemen sınıfları, ellerindeki ipleri kaybetmemeleri için proleter halk kitleleri ile girdikleri rekabette yeni yollar aramaya sevk etmiştir. Diğer yazılarımda defalarca bahsettiğim, reklam, propaganda teknikleri ve simülatif gerçeklik yaratımları bu noktada egemen sınıflara bir çıkar yol sağlamıştır. İlk deneyimler, halk kitlelerini, aynı kitlesellik içerisinde uyutulması çabasıydı. Hitler, Mussolini gibi liderler, geniş halk kitlelerini faşizan amaçlar ile uyutmuş ve bir itaat sistemi yaratmışlardır. Ancak, bir diğer tarafta da, Hitler Nazi kamplarında doğrudan insanlar üzerinde yaptırdığı deneyler ile insanlar hakkında çok ciddi bilgiler elde etmekteydi. İnsanların tepkileri, algılamaları… vb. herşey deneylerle ölçümlenmişti. Hitler’in bu deneyleri ise, II. Dünya savaşı sonrasında ABD’nin eline geçmiştir. Bu deney sonuçları reklam ve propagandalar içerisinde kullanılmış ve halk kitlerini uyutmanın yolu bulunmuştur. Reklam ve marka.

Ulus-devletlerden küresel güç birlikteliklerine ve işsizlik

İşte bu teknik, kitle iletişim araçlarının da yardımı ile geniş kitlelere uygulanmış, sürekli olarak bireyselliğin pompalandığı insanlar arasında rekabet yaratılmıştır. Bu rekabet, iş gücünün ve üretimin kalitesinin artmasını amaçlasa da, bir süre sonra reklamcılığın pompaladığı bu olgu, insanları ayrıştırmaya, onları birbirleriyle yarışa itmiştir. Yani;

Geçmişte milliyetçilik olgusu ile kitlesel olarak birbirlerine diş bileyen insanlar, bugün bireysel olarak birbirlerinin kuyularını kazmaktadırlar. Bu da, kitleselleşmenin tamamen önüne geçmekte, bireyleri yalnızlaştırmakta, ancak aynı zamanda da bireylerin birey olarak harcama yapmalarına neden olarak sınırlarına ulaşmış bir küresel pazarı kendi içerisinde yeniden yaratmaktadır.

Bu açıdan baktığımızda, egemenlerin kaptialist ekonomik modeli, insanları birer piyon gibi kullanarak pazarı canlı tutmaya çalışmaktadır. İşte, özellikle son onyıllardır uygulanan yeni bir teknik, bu bireyselleşme ve bireysel rekabeti arttıran, körükleyen ve daha da kötüsü vahşileştiren, işsizlik politikası ortaya çıkmıştır.

Bugün firmalar makineleşme yoluna giderek hem üretimlerini arttırmakta, hem de maliyetlerini düşürmektedirler. Ancak buna karşın, ekonomi içerisindeki istihdam pazarında çok büyük işsiz kitleler oluşmaktadır. Pazar ekonomisi içerisindeki en önemli ilke “En az maliyet ile en çok işi yapmak” olduğundan, işsizlik yüksek seviyelerde tutularak, eğitimli ve pahalı olabilecek işgücü, ucuz (ancak işsiz) iş gücü pazarı ile manipüle edilerek, yaratılmış olan bu işsizlik piyasasında ucuza istihdam edilmeye çalışılmaktadır. Ayrıca, ucuza istihdam edildiği kadar, aynı zamanda da haklarını gaspetmekte ve dahası iş güvencesini ortadan kaldırmaktadır.

İşte bu işsizlik piyasası içerisinde yaratılan ucuz istihdam pazarı, yani işgücü enflasyonu ile, bireyler işlerini kaybetmemek için az ücret ile her zaman daha çok iş yapabilme yarışına girmektedirler. Bu girişim ile bireyler arasında, markalar aracılığı ile toplum içerisindeki bireyler olarak yaşadıkları rekabetin yanına, bir de iş ortamında yaratılmış olan ve çok daha çetin bir rekabetin içerisine sürüklenmektedirler.

Bu da, iş kalitesinin arttığı düşüncesini doğursa da, aslında geçmişte şirketler arasında pazarın doygunluğndan dolayı rekabetin ürün çeşitlenmesi stratejisinden, farklılaşma stratejisinde yönelimi gibi, çalışan bireyler üzerinde de aynı şekilde bir farklılaşma yoluna gidilmesine neden olmakta ve çalışanlar arasındaki uyum kaybolmaktadır. Bu çekişmeler sonucu da iş gücü içerisinde sürekli bir değişim yaşanmaktadır. Böylece, geçmişin ulus-devletlerinin mantığı günden güne şirketlerin içerisine hapsedilmekte, şirketler ülkelerin üzerine çıkartılmaya çalışılarak, aristokrasi burjuvazi tarafından alt edilmeye çalışılmaktadır.

Sonuç

Sonuç

Sonuç olarak ise, geçmişte ulus-devlet geçiş sürecinde, kapitalist sistem içerisinde yaşanan rekabetin durağanlığı ve ilerlemenin farklılaşması, bugün iş gücü üzerinde yaşanmaktadır. Bireyler, yeniliklere değil, değişikliklere yönelmekte, değişikliği, yenilik sanmaktadırlar. Kendilerine sunulan yaşam alanlarını birer armağan olarak görüp, kendilerine sunularn küçük yaşam lanlarında özgürlüklerini ilan ettiklerini sanmaktadırlar. Böylece, birey yaşam alanında özgür olduğunu sanarken, o yaşam alanlarına sahip olan egemenler sınıflar ise yaşam alanlarının ömürlerini, sınırlarını ve değişimlerini tamamen kontrol altında tutmaktadırlar. Böylece bugün, rekabet, sanıldığının aksine gelişmeyi sağlayan bir itici güç değil, baskın olanın bireylere istediğini yaptırabilmesi için kullanılan bir araçtan başka birşey değildir.

Yazdırın, paylaşın, ekleyin
  • Print
  • email
  • PDF
  • Add to favorites
  • Twitter
  • Tumblr
  • Facebook
  • StumbleUpon
  • Posterous
  • Digg
  • del.icio.us
  • FriendFeed
  1. http://tr.wikipedia.org/wiki/Henry_Ford []

İlgili Başlıklar

BeğenmedimBeğendim  
Yazıyı oylayın.
Loading ... Loading ...
, , , , , , ,

Yorumlar

Yorum yapın