Mustafa Akdağ

"Sosyoloji. Tarih. Freelance tasarım."

Amerika’nın Kuruluşu

Boston-Massacre-redcoats_l

Amerika’nın kuruluşu hep destansı filmlerle anlatılır… Amerika’nın kuruluşu, aslında bugünkü Amerikan politikasının da aynasıdır. Zira Amerika, İngiliz proletarya’sının bir sürgün yeriyken, yapılan proleterlerin bağımsızlık savaşı sonucunda ortaya çıkmış bir ülkedir. Bu noktada gurur duyulabilse de, tarihsel gerçekliği de unutmamak gereklidir. Amerika’nın bağımsızlık savaşının liderleri İngiliz ve Amerikan burjuvazisinden gelmekte ve Amerika’nın kuruluşu sırasında başta proleterler olmak üzere, zenciler ve kızıl derililer her türlü zulmü görmüşlerdir…

Devrim Öncesi Şartlar

İngiltere bir yandan denizlerde üstünlüğü Hollandalılardan almaya, diğer yandan da Hindistan gibi ülkeleri boyunduruğu altına almaya çalışıyordu ve zamanla da burayı kendisine bağımlı bir hale getirmişti. Çünkü, bir anda sanayileşme hamlesini tamamlayan İngiltere’nin acilen pazara ihtiyacı vardı… 17. yy İngiltere’sindeki burjuvazi devriminden sonra, burjuvazi, İngiltere’deki koca koca köyleri yokedip, köylüleri evlerinden çıkarttılar, topraklarını genişletmek için orta – küçük mülk sahibi köylülerin ve çiftçilerin topraklarına el koydular. Orta büyüklükte toprak sahiplerinin çoğunluğunu oluşturan Yeoman’lar 1750′ye doğru ortadan kaldırıldılar.

Kırsal kesimin yoksullaşan bir bölümü, şehirlerdeki sanayi içerisinde yok olurken (çalışmaya başlarken), onbinlerce topraksız köylü İngiltere’den, İrlanda’dan ayrılmak zorunda kaldılar. İngiltere adasından, İngiltere sömürgelerine, özellikle de Amerika’ya göç ettiler. Böylece Kuzey Amerika’daki ilk İngiliz sömürge kasabası, Virginia (1607) kuruldu. Buradaki halkın çoğunluğu “borç yüzünden köleleşmiş” göçmenlerdi, yani, borçlarını ödeyemediklerinden dolayı belli bir süre toprak kölesi durumuna düşmüşlerdi. Ayrıca İngilizler ağır suçluları da Amerika’ya getirip 7-10 yıl zorla çalıştırıyorlardı. İngilizler Amerika’yı nüfuslandırırken, Atlantik kıyılarında Fransa’dan, Hollanda ve İspanya’dan gelmiş olan topluluklara karşı karşıya geldiler. Fransızlar, Kanada’yı ve Mississipi bölgesini sömürgeleştirmişlerdi. Ancak, İngiliz göçmenleri (kolonları) yığınlar halinde Amerika’ya gelmiş, buna karşın Fransa ve İspanya’dan böyle bir göç dalgası yaşanmamıştı. Bu yüzden de, onların sömürgelerinin nüfusları çok yavaş artıyordu. 17 ve 18. yy’larda İngiltere, Fransa ve Hollandalı sömürgecilerle uzun yıllar savaştı, kazanan ise, İngiltere oldu ve kazançlı çıktığı savaşlar sırasında Yeni Hollanda’yı ele geçirerek buranın adını “New York” koydular.

1763 yılında, İngilizler, Fransızların Kuzey Amerika’daki en büyük sömürgesi olan Kanada’yı ellerinden aldı. Böylece Amerika’daki hemen hemen tüm koloniler İngiltere’nin olmuş oldu. Sadece Güney Amerika’daki İspanyol kolonileri kalmıştı.

İngiliz kralları, bu sırada, saraya bağlı lordlara Kuzey Amerika’da uçsuz bucaksız topraklar armağan ediyorlar, İngiliz soyluları da burada şatolar yaptırdılar. Ancak, köylülere toprak vergileri ödetmeye kalkınca, göçmenler bundan kurtulmak için Amerika’nın batısına doğru ilerlemeye başladılar ve de kızılderili topraklarını istila ettiler. Lordların topraklarında kalanlar ise, çoğu zaman, toprak kirasını ödemeyi reddediyor ve yeni efendilerini reddederek ayaklanıyorlardı.

Bu dönemde Amerika’da 2.400.000 Kızılderili kabile ve aşiret halinde yaşıyordu. Bu kızılderililer, göçmenlere mısır ve tütün yetiştirmeyi ve en önemlisi de dağınık düzende savaşmayı (ilkel gerilla taktiklerini) öğrettiler. İngiliz tüccarlar ise, Kızılderililerden kürk satın alarak kısa zamanda zenginleştiler.

Kızılderililer, topraklarından ayrılmak istemiyorlardı. Amerika’ya yerleşenler ise, kadın, erkek, çocuk demeden çoğunu öldürmeye başladılar ve yeni İngiliz göçmenler, bir kızılderili tutsağı ya da kafatası derisi getiren herkese 40 İngiliz lirası verileceğini ilan etti. Bu ödül(!) de zamanla 100 İngiliz lirasına kadar yükseldi. Çocuk ve kadınlarınkine ise ödülün yarısı ödeniyordu. Sonuç olarak ise, 17. yy.’da, Avrupalılar Kuzey Amerika’ya gelişlerinden sonraki 300 yıl içerisinde Kızılderililerin tamamını ortadan kaldırmayı başardılar.

Amerika’ya yerleşenler, bir yandan ülkenin yerlilerini anayurtlarından sürüp, öldürürken, diğer yandan da zenci köleler getiriyorlardı. Zamanla da, Afrika bir av alanı, zenciler ise av hayvanı haline gelmişlerdi. Bu kölelik düzeni de çok kısa sürede Amerika’ya yayılmıştı. İş adamları, işin ucunda para ve kâr olduğu sürece, her türlü aşağılık işi yapmaya hazırlardı.

Kuzey Amerika’ya yerleşenler, sömürerek, kızılderilileri soyarak, akıl almaz bir şekilde zenginleşiyorlardı. İşte yeni Amerikan burjuvazisi’de bu şekilde oluşuyordu.

Kuzey’deki sömürgeler nüfusunun büyük kesimi küçük çiftlik sahipleri durumuna gelmiş köylülerden oluşuyordu. Sanayi, ticaret, zanaatlar, keten dokumacılığı, deri tabakçılığı, yünlü kumaşçılık Kuzey’de büyük bir ilerleme gösterdi. Tarım araçları ve silah yapımında kullanılan sac ve çubuk demir üretiliyordu. akar sular balıktan geçilmiyor, uçsuz bucaksız ormanların ağacından da gemiler, satılması kolay, sökülebilir evler yapılıyordu.

Parlemento İngiliz Burjuvazisini her türlü rekabetten korumak, Amerika’daki sömürgelerde sanayi ve ticaretin gelişmesini önlemek için her yola baş vurdu. Önce, Amerika’da demir fabrikalarının kurulmasına karşı çıktı, sonra kumaş dokumacılığını yasakladı ve İngiltere’den ithâl edilmesini emretti.

1763′de, İngiltere kralı, Batı’nın sömürgeleştirilmesini yasakladı. Bu yasaklama kararı, yoksul çiftçilerin ve işçilerin öfkesine sebep oldu. Bunun üzerine, göçmenler, büyük mülk sahiplerinin topraklarını işgâl ettiler ve sömürge yönetimine karşı ayaklandılar.

1765′de yeni bir yasa çıkartılarak, her satış işlemi için pul yapıştırılması şartı getirdi. Hattâ bu durum, satılan gazete başına vergi konulmasına kadar gitti. Bu durumun sonucunda, sömürge halkları, içerisinde kendi sömürgeleri olmayan bir parlementonun sömürgelere vergi koyamayacağını ilan ettiler. Anavatanın (İngiltere), pul vergisi koyma çabaları, Boston ve öteki kentlerde halkın başkaldırmasına yol açtı. Boston’da vergi memurları katrana batırıldıktan sonra tüylerin içerisine atıldılar ve uzun bir sırığa bağlanıp kent sokaklarında teneke çalınarak gezdirildiler. Bu karşı koyma zamanla o kadar yayıldı ki, hükümet pul vergisini kaldırmak zorunda kaldı. Ancak, sonrasında yeni vergiler kondu ve sömürgelere askeri birlikler yollandı.

1773 yılında, İngiliz tüccarlar, öteki vergilerin konulmasında olduğu gibi, yine kolonların onayı alınmaksızın vergilendirilen çayla yüklü gemilerini Boston’a boşaltmaya kalktılar. Kızılderili kılığına girmiş olan halk, teknelere saldırdı ve çay sandıklarını denize attı.

Bu saldırıyı cezalandırmak için ise, İngiliz hükümeti, limanının ticaret gemilerine kapatıldığını duyurdu. Büyük bir kızgınlık uyandıran bu tedbir, 13 İngiliz kolonisinin baş kaldırmasına da bahane olmuş oldu.

Zanaatçilar, çiftçiler ve imalathâne işçileri silaha sarıldılar ve sömürgelerde komiteler örgütlediler. Ama bu komitelerin yönetimi, kısa süre içerisinde, Kuzey’de burjuvazinin, Güney’de ise, büyük tarım işletmecilerinin ellerine geçti.

1774 yılında, Amerika’daki sömürgeler, ülkenin en büyük kentlerinden biri Philadelphia’da toplanan kongreye temsilci gönderdiler. Sömürge temsilcilerinden oluşan meclis bir dilekçe ile krala başvurdu. Dilekçe ile, Amerika’da sanayi ve ticaretin gelişmesini önleyen engellerin kaldırılması, göçmenlerin onayı olmadan yeni vergi konulmaması istendi. Ancak, kral cevaben sömürgelerinden eksiksiz bağlılık istedi ve onları âsi ilân etti.

Bağımsızlık

1775 ilkbaharı, İngiltere kralının birlikleri ile göçmenler arasındaki savaşın başlangıcı oldu. bundan sonra ise, İngilizler, topları, yük arabalarını, barutlarını, mermilerini ve unları, tek kelimeyle Amerikaya yerleşmiş olan Boston kenti dolaylarında kurdukları gizli depoları ele geçirmek için krallık ordusunun iki alayını Boston’a gönderdiler. Kırmızı üniformalar giymiş bir müfreze uygun adım yürüyerek kentten çıktı. Bir süre sonra ise, halkın bu çıkıştan haberli olduğunu anlamakta gecikmediler. Çünkü, sürekli alarm çanları çalıyor ve tüfekler işaret veriyordu.

Kralın müfrezesi (alarm verildiği anda silahlı olarak toplanma noktasına bir dakikada toplandıklarından) halkın “dakikalık adamlar” (One-minute Man) adını verdiği yerel askerleri kısa sürede bozguna uğrattı ve cephaneliği ele geçirdi. Ancak, geri dönerken, ağaçlara, evlere gizlenmiş çiftçilerin ateşiyle karşılaştı. Ateş öylesine şiddetliydi ki, İngilizlerin geri çekilişi kısa bir süre sonra toptan bozguna dönüştü (Bkz. Kızılderililerden öğrendikleri dağınık düzen savaş taktikleri).

Kongre, Virginia’lı zengin bir tarım işletmecisi olan George Washington’u sömürgeler ordusunun baş komutanlığına atadı. Egemen sınıfların çıkarlarını savunan bu esir sahibinin örgütçü bir yeteneği vardı. Washington, Philadelphia’dan yola çıkıp at sırtında dokuz gün yol aldıktan sonra asilerin karargâhına, Boston’a ulaştı ve milis kuvvetlerinin, esmer tenli çiftçilerin, kızılderililerin oluşturduğu müfrezenin başına geçti. Hristiyanlığı kabul etmiş olan bu kızılderililer, Fransızlarla yapılan savaştan beri göçmen milislerinde askerlik hizmeti yapıyorlardı.

Yeterli barut ve mermi olmadığından önce çatı saclarından, sonra da III. George’un kurşundan yapılmış heykelinden yararlanıldı. Kurşunlar az çok dağıtılmış, ancak, her asker kendi tüfeğine uygun mermiyi kendisi dökmek zorundaydı.

Göçmenler, başlangıçta, savaşın kendilerine kral tarafından değil de, Amerika’daki memurları tarafından ilân edildiğini sanmışlar, bu yüzden de Amerikalı âsiler, kralın birlikleriyle savaşa tutuşmadan önce her sabah krala dua ediyorlardı. Çiftçilerin, zanaatçilerin, işçilerin baskısı altında, birbiri ardınca bütün sömürgeler İngiltere’den ayrıldıklarını ilân ettiler.

Kongre, halk yığınlarının baskısı altında, 4 Temmuz 1776 günü, köleliğin bilinçli düşmanlarından Jefferson’un kaleme aldığı “Bağımsızlık Bildirisi”ni kabul etmek zorunda kaldı. Bu bildiri Amerika’daki sömürgelerin İngiltere’den koptuğunu ilân ettikten sonra şöyle diyordu:

“İnsanlar eşit doğarlar. Tanrı, hepsine hayat, özgürlük ve mutluluk isteği gibi bazı devredilemez haklar vermiştir.”

Bildiride, iktidar olma ve hükümet kurma hakkının sadece halka ait olduğu yer almaktaydı. Tüm iktidar kaynağının bizzat halk olduğu da zaten ilk kez bu bildiride ortaya çıkmıştır.

Ancak, burjuvazi, zenginlerin, hiç kuşkusuz sadece beyazların iktidarını güçlendirmek için bu devrimci ilkelerden yararlanıyordu. Çünkü, bu “devredilemez haklar” ne zencilere de de kızılderililere tanınmamıştır. Bildiri de, zaten, köleliği kaldırmadı, kızılderililerin de ne sürülmelerini, ne de öldürülmelerinin önüne geçebildi.

Çarpışmalar, 1782 yılında da devam etti. Göçmenlerin birlikleri güçlüklerin üstesinden gelmeyi başardılar, ancak İngilizler, anavatandan ayrılmış sömürgelerin başkenti olan Philadelphia’yı ele geçirmişlerdi. Korkunç soğuklara rağmen, Amerikan askerleri kışı açıkta geçirmek zorunda kaldılar. Silahları, paraları, giyecekleri, ayakkabıları yoktu. Washington, yürekleri cesaret dolu ama savaş sanatı hakkında hiç bir bilgileri bulunmayan çiftçi ve zanaatçilerden oluşan birliklerini güçlükle disiplin altında tutabiliyordu. Birkaç bin zenci köle de göçmenlerle savaşmakta, hatta Erkek kıyafeti giyinmiş Massachusetts’li Hanette adında bir zenci kadın da, düzenli ordu birlikleriyle birlikte 17 ay savaşmıştır.

Çiftçiler ve zanaatçiler, Amerikalıların dayandığı savaşçı güçleri temsil ediyordu. Ancak sömürgelerin, krallık birliklerine ve İngiliz soylu sınıfına karşı giriştikleri savaşı yöneten, devrimci bir burjuvaziydi. Yani yine, burjuvazinin maşası oluyorlardı.

İngiltere kralı III. George, ordusunu güçlendirmek amacıyla Alman prenslerinden 30.000 asker, Rus Çariçesinden ise 20.000 asker istedi. Ancak, Rusya, hem İngiltere ile ilişkilerinin gerginliğinden, hem de iç çalkantılarından dolayı teklifi reddetti.

1777 yılında, Kanada’lı İngilizler, Washington’u ve silahlı kuvvetlerinin büyük bir kısmını kuşatmak, sonra da esir almak amacıyla New York eyaletine büyük bir ordu gönderdiler. Ancak, Amerikan düzenli ordusunun birlikleri ile onlara yardıma gelen Yeni İngiltere’li çiftçi milislerin sarmasına düşerek kendileri yok oldular (Bkz. Mel Gibson – Vatansever filmi).

Bu zaferden sonra, iki güçlü sömürgeci devletin, İngiltere ve Fransa’nın, arasındaki yüz yıllık kinden yararlanan Amerikalılar, Fransız ordusunun yardımını sağladılar ve Amerikan kongresi, bu ittifakı görüşmek üzere, Benjamin Franklin’i büyük elçi sıfatıyla Fransa’ya gönderdi.

Fransız birliklerinin desteklediği Amerikalılar, çete savaşı taktiğini başarıyla uyguladılar ve İngiliz paralı ordusunu bozguna uğrattılar. 1781′de İngiliz kuvvetlerinin büyük bir kısmı, Yorktown yakınlarında, Washington’a teslim oldu.

Barış şartları, ertesi yıl Paris’te kaleme alındı ve 1783′de de onaylandı. Böylece, İngilizler, sömürgelerinin bağımsızlıklarını onayladılar ve 100.000 İngiliz soylusu ve aile üyeleri Kuzey Amerika’dan atıldı ve topraklarına da el kondu.

“Amerikan halkının, Amerika’yı ezen ve onu sömürge kölesi durumuna mahkûm eden İngiliz haydutlara karşı yaptığı devrimci savaş”

Lenin’in bu şekilde isimlendirdiği savaş, böylece son buldu.

Bu savaş öncesinde, Kuzey Amerika’da egemenlik İngiltere soyluları ve toprak sahiplerindeyken, savaş sonrasında, iktidar, Kuzeyde, sanayi ve ticaret burjuvazisinin, Güneyde ise, köleci tarım işletmecilerinin eline geçmiştir.

Böylece, “devrimci savaş” ve şiddetli sınıf mücadeleleri sonucunda, iktidar, bir sınıftan diğerine geçmiştir. Birleşik devletlerde (Amerika), bir devrimci savaş sona ermiş, toplumsal düzen değişmiş, Cumhuriyet ilân edilmiş ve kölelik kaldırılmıştır. Kapitalistler ve köle sahipleri, egemenliklerini pekiştirmek için, halkın zaferinden yararlanmasını bilmişlerdi.

Lenin, ABD’de kapitalistlerin iktidara gelmesinden sonra bu ülke için:

“Çirkef ve lüks içerisinde yuvarlanan bir avuç küstah milyarder ile daima yoksulluk içerisinde yaşayan milyonlarca işçiyi birbirinden ayıran uçurumun ortaya çıktığı ilk ülkelerden birisi”

olarak bahsetmiştir.

Devrim Sonrası

Savaş, çiftçilerin büyük bir çoğunluğunu yıkmış, üstelik, bir de ağır bir kamu borcu bırakmıştı. Hükümet çiftçilere yüklenecek yeni vergilerle bu işi düzenlemeye karar verdi. Borçlu ilân edilen ve daha önceki borçlarının taksitlerini bile ödeyemeyecek durumda olan çiftçiler, hayvanlarının, evlerinin ve topraklarının açık arttırma ile zorla satıldığına şahit oluyorlardı. Bunun üzerine, Kuzey’in bir çok eyaletinde, çiftçiler ve kent nüfusunun en yoksul kesimleri, özellikle zanaatçilar isyan ettiler.

Bağımsızlık savaşçılarından birisi olan Daniel Shays, isyancıların başına geçti ve sayıları 12 – 15 bin’i bulan asiler silaha sarıldılar. Çiftçi borçlarının kaldırılmasını, evlerinin ve hayvanlarının satılmasının yasaklanmasını istediler. Bu kez ayaklanmanın amacı, yoksul çiftçilerin, kentlerin “aşağı kesimleri”nin (imalathâne işçileri, gündelikçiler ve zanaatçiler) isteklerini kabul ettirmekti. Hatta, bazıları zenginlere paralarını yoksullarla paylaşmalarını ve herkes gibi çalışmalarını öneriyorlardı. Bu isyanın bastırılması için, Birleşik Devletler ordusunun altı ay savaşması gerekti. İktidarlarını sağlamlaştırmak için, Kuzey’in burjuvazisi ile Güney’in köleci tarım işletmecileri, anayasayı değiştirmeye karar verdiler. 1787′de burjuvazinin ve köleci mülk sahiplerinin temsilcileri, bir kaç değişiklik dışında, hâlâ yürürlükte olan anayasayı halka sormaksızın yeniden kaleme aldılar.

Sonuç

Bağımsızlık Savaşında kazanılan zafer sayesinde, 13 âsi sömürge İngiltere’den ayrıldı. Bu eski sömürgeler bağımsız Amerika devletini oluşturdular. Bağımsızlık Savaşı, aynı zamanda, burjuvazi tarafından yönetilen sömürgeler halkının, İngiliz büyük toprak sahibi soylular sınıfı ile İngiltere’nin sömürgeci boyunduruğuna karşı mücadelesiydi. Sömürgelerin özgürlükleri için giriştikleri bu savaş, büyük toprak sahibi soylular sınıfının egemenliğine son veren ve iktidara köle sahiplerinin müttefiki Amerikan burjuvazisini getiren bir burjuva devrimiydi.

Amerikan burjuvazisi, iktidarı ele geçirmek için halk kitlelerinin mücadelesinden yararlandı, sonra bunu başarınca da, tıpkı 17. yy.’da İngiliz burjuvazisinin yaptığı gibi, halkı gittikçe ezmeye koyuldu. Böylece Kuzey Amerika’da “Halkın egemenliği” (demokrasi) adı altında, gerçekten, burjuvazinin egemenliğinden başka birşey olmayan ve burjuva demokrasisi adı verilen bir sistem kuruldu.

Bununla birlikte, belirtmek gerekir ki, bağımsızlık Birleşik Devletler’in gelecekteki gelişimine katkıda bulunmuştur. Britanya İmparatorluğu’nun bir bölümünü oluşturan eski İngiliz sömürgeleri, cumhuriyet oldular. Artık İngiltere, ne sanayi ve ticaretin gelişmesine karşı durabilir, ne de Batı topraklarının sömürgeleştirilmesini yasaklayabilirdi. Eski sömürgeler, yeni eyaletler arasında gümrük vergileri de kaldırılmıştı. Ancak ülkenin Güney’inde yürürlükte kalmış olan kölelik, aşağı yukarı yüz yıl sonra, Birleşik Devletler’de yeni bir savaşın, Kuzey – Güney savaşının, nedeni olacaktır…

Kaynak:

Yeliseyeva, N. V. – Yakın Çağlar Tarihi (Orj. Histoire Moderne): İngiliz Burjuva Devriminden Sovyet Devrimine, 1648 – 1918, Konuk Yayınları, 1975 (Çev: Yunus Çakır)

BeğenmedimBeğendim  
Bu yazı,  15 adet oy almış, oylama ortalaması ise;  +15
Loading ... Loading ...
2208
ABD, Amerika, Bağımsızlık savaşı, kuruluş

3 yorum yapılmış.

Siz de yorum yapın...

Aşağıdaki servisler ile de giriş yapabilirsiniz:

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>

  1. Yazı çok faydalı oldu çok teşekkürler…

    Cevapla
  2. Eline saglik ustad.

    Cevapla
  3. Pingback: Bağımsız Haber