24 04.2009

Kapanan internet siteleri ve Türkiye Cumhuriyeti

Efendim, malûmum(n)uz ülkemizde son zamanlarda internet siteleri, adeta sansürlenircesine kapatılıyor. Bir video yüzünden tüm YouTube sitesi, bir blog yüzünden (bloglarla alakası olmayan) wordpress.com sitesi, en son benim duyduğum (bu tür büyük sitelerden) http://groups.google.com/ adresi…

Bu görünen büyük sitelerin yanında, günde pek çok defa benzer uyarılar dahilinde neden belirtilmeden kapatılmış onlarca site karşıma gelmekte…

Bu siteler neden nasıl kapatılıyor peki? Nasıl bir gerekçe bu siteleri kapatmaya neden olabilir? Hepsinden ötesi, nasıl bir zihniyet bu tür site kapatma kararları uygulayabilir?

Şu adrese bir göz atalım…
www.tib.gov.tr

Kurumun adı; Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı.

Wikipedia internet sitesinde kurumun açıklaması şu şekilde geçmekte:

Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı (TİB) Türkiye’de bugüne kadar Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT), Emniyet ve Jandarma istihbaratının ayrı ayrı birimler ve savcılıklardan aldıkları izinlerle gerçekleştirdikleri telefon dinlemelerini tek merkezden yapmak ile ilgilenen Telekomünikasyon Kurumu bünyesinde faaliyet gösteren başkanlıktır. 2007 yılı itibariyle başkanlığını Fethi Şimşek yürütmektedir.

(kaynak)

Sitenin içerisinde kurumun, daha doğrusu internet sitesinin varoluş nedeni şu şekilde açıklanmakta:

Web Sitesinin yayında bulunma amacı, bilgilendirmeyi sağlamaktır. Web sitesi içerisinde, Telekomünikasyon İletişim Başkanlığının kuruluş ve işleyişine dair içerikler ile Başkanlığımıza sıkça yöneltilen soruların cevapları yer almaktadır. Ayrıca, kurumu doğrudan ilgilendiren duyurular ile birlikte kuruma ait erişim bilgilerine de yer verilmiştir.

İnternet sitesine göz attıysanız eğer, sitede “İnternet Bilgi İhbar Merkezi” isimli bir link bulunmakta. Linke tıkladığımızda ise, “ülke insanına zararı olacağı düşünülen” kategoriler, e-posta adresi ve telefon numaraları bulunmakta. Kategorilere tıkladığımızda, karşımıza detaylıca bir form çıkıyor. Doldurarak gönderiyoruz. Muhtemelen üstünkörü bir inceleme sonucunda işlemler başlatılıyor ve kapatma gerçekleşiyor.

Çok yakın tarihlerde, Çin’in internete sansür koyma kararlarını tartışan Türkiye Cumhuriyeti, bugün, koruma adı altında (ki Çin’in yaptığından tek farkı, uygulamadaki özensizlik ve bilgi yoksunuluğu kanımca) Çin’in yaptığı sansürün benzerini uyguluyor.

Konudan biraz sapmamız gerekirse eğer, Çin ile Türkiye Cumhuriyeti’ni bugün bu uygulama çerçevesinde böylesine paralel tutan şey nedir?

Düşünelim.

Çin, sosyalist yapıda, diktatoryâl yönetime sahip bir ülke, halkının büyük çoğunluğu ya işsiz ya da karın tokluğuna anca çalışabiliyor, çoğu insanı eğitimsiz, daha da ötesi, temel sosyal ihtiyaçlarını karşılamak konusunda bile yetersiz, nedenini doğrudan “komünistler ya ondan” demek saçmalık olur. Bunun yegâne nedeni, ülkenin nüfusundaki yüksekliktir. Geri kalanı safsatadır…

Kısaca değindikten sonra, biraz da karşılaştırmalı olarak Türkiye Cumhuriyetini yazalım…

Türkiye Cumhuriyeti, 1923′ten beri Cumhuriyet ile yönetilen, demokratik ve Laik bir ülkedir (Laiklik kelimesi bu karşılaştırmada gözünüze batabilir, batmasın lütfen zira, konu ile alakadardır). Halkının demografik yapısını incelediğimizde ise, kağıt üzerinde eğitim düzeyi ‘çok yüksek’ bir ülke. Ancak, eğitimin kalitesinin özellikle son 25- 30 yıldır düşmesi, tüm insanları üniversiteli yapma ütopyasının peşinden koşmaları..vb. nedenlerinden okula giderek eğitim aldığı kabul edilen, ancak eğitimli düşünme kabiliyetinden yoksun insanlar üreten bir eğitim sistemine sahip bir ülke. Devam edelim…

Çin, sosyalist bir ülke ve diktatörlük ile yönetiliyor. Türkiye Cumhuriyeti ise, 1923′ten 1950 yılına kadar tek parti yönetiminde, sonrasında ise İsmet İnönü’nün Atatürk’ün vasiyeti olarak çok partili hayatı uygulamaya koyma çabaları ile, ülke çok partili yaşama adımını atmış ve yaklaşık 1980 yılına kadar CHP – DP iktidarları arasında gidip gelmiştir. 1980 darbesi sonrasında ise, ülkedeki siyasi kutuplaşmalar tamamen dağılmış ve Türkiye Cumhuriyeti seçmen yapısı bir anda darma dağan olarak, 2002 yılındaki seçimlere kadar tek parti yönetimi altına girmemiştir. 2002 seçimlerinden bugüne kadar ise, ülke “yine” tek parti yönetiminde dönüş yaşamış ve tüm dünyanın tersine ülke insanı ve elitler bundan memnun olduklarını, istikrarın ancak bu şekilde sağlanacağını bile iddia edebilmişlerdir. Ancak, tek partinin niteliği konusundaki fikirsizliğin yanılgısı sonucunda, 2007 seçimlerine yaklaşırken partinin çatlamasına rağmen, yukarıda bahsettiğim halk kitlelerinin gözleri afişlerle, sloganlarla boyanarak, tüm çatlaklar, yolsuzlukar göz ardı ettirilmiş ve “ekonomik istikrâr” yalanıyla yeniden tek parti olarak seçilmişlerdir, ki yapılan seçimin meşruluğu halen tartışılmaktadır. Biraz toparlarsak eğer, bu tek parti döneminin “yükselen değeri” Recep Tayyip Erdoğan, bir üslûp adını verdiği, halkı azarlama yöntemi, kolluk kuvvetlerinin yaygın kullanımı, medya ve basın alanında yaratılan tekeller gibi pek çok araç ile “tek parti iktidarından” günden güne tek parti diktatoryasına doğru bir yol izlemeye başlamış ve 14 Mart 2008 tarihindeki kapatma davasına kadar da bu saltanatını sürdürmüştür.

Çin ile karşılaştırma yaparsak eğer, Çin’de de, SSCB’de olduğu gibi bürokrasi elitist bir yapıdadır sosyalizm’in gereği olarak ve üst tabakadır, ekonomi, sosyal hayat, düzenlemeler, medya, basın..vb. bu elit kesimin elindedir. Bugün Türkiye Cumhuriyeti’ne baktığımızda da benzer bir yapıyı görüyoruz sanki değil mi? Aramızdaki tek fark ise, din konusu. Çin dindar bir diktatörlük yerine, daha akılcı bir diktatörlük iken, Türkiye Cumhuriyeti gün be gün, bir din diktatoryasına (bkz. İran, Bkz Afganistan) doğru koşar adım ilerlemekte.

Bu durumun en gülünç yanı ise, Türkiye Cumhuriyeti halkı bugüne gelene kadar, sürekli olarak, önce AB üyeliği, sonra ekonomik dalgalanmalar, daha sonra askeri harekatlar ve terör..vb. gibi pek çok gündem maddesi ile uyutuldu. Halk asla karar mekanizması olamayacağı, daha doğru söylemek gerekirse, oldurulmayacağı konulara kafa yorup zaman geçirirken, iktidar elitleri ve yandaşları ülke tarihinde görülmemiş komik icraatlara imza atarak, tam birer elit oluverdiler gün be gün ve sorulduğunda ise, herşeyi bir yasal kisveye de sokmayı başardılar. Zira, kanun değiştirmek çok da zor birşey değildi onlara göre. 3-5 elin inip kalkması bunun için yeterliydi. Çünkü, onlar bu ülkenin sahipleri, bu ülkenin tek yetkilileri ve tek söz sahibi insanlarıydılar.

Şimdi bir konuya hızlıca dönüş yaparsak eğer, internet sansüründen bahsediyorduk, bu internet sitelerinin kapatılma gerekçeleri sitelerin üzerinde bulunmuyor. Hangi ve nasıl bir şikayet ile internet sitesine erişim kapatılıyor belli değil. Yalnızca bir mahkeme karar numarası ve kocaman kırmızı bir kapatılmıştır yazısı. Tıpkı yukarıda anlattığım icraatlardaki gibi değil mi? Açıklama yok, sorulursa da kanuna uygunluk var. Ancak ne bir açıklama ne de bir gerekçe ortada yok.

Site kapatmaları ile ilgili pek çok hurafe dolanıyor ortalıkta ancak hiçbirisinden bahsetmeyeceğim ben. Zira, doğruluk payları hakkında hiçbir fikrim yok. Doğru olduklarına kişisel olarak inanıyor olsam da, savunacak bir dalım yok bunları. Dolayısıyla, şu an tartışılması gereken noktalar şunlardır bana göre:

  1. Bu internet sitelerinin kapatılma nedenleri sahibi dahil, kullanıcılarının kolayca bulabileceği ve anlayabileceği bir açıklık ile ulaşılabilir bir yerde görüntülenmelidir. Aksi takdirde, kullanıcıların maduriyeti ve özgürlüklerinin engellenmesi söz konusudur. Her birey devletinden veya başka herhangi bir merciden, kişiden korunma istemyebilir. Bu da bir özgürlüktür.
  2. İnternet site sahiplerinin böyle bir kapatma kararı durumunda savunma hakları varmıdır? Varsa ne kadar etkilidir? Başvurular nereye yapılabilir? Ve en önemlisi, bir davada karşı tarafın savunması dinlenilmeden bir dava nasıl sonuçlanabilir?
  3. Bu şekilde yukarıdaki kurumun kriterlerine göre kapatılan internet sitelerinin kullanıcılarının maduriyetleri kim tarafından ve nasıl telafi edilecektir? Maddi kayıpların yanında, manevi kayıplar ve hepsinden önemlisi, kısıtlanmış özgürlükleri bu bireylere nasıl geri verilebilecektir?

Türkiye Cumhuriyeti, kadına seçme seçilme hakkını ilk verme cesaretini gösteren ülkedir. Bunun gibi pek çoğunu daha yapmış, özgürlük için, demokrasi için ve laiklik için yıllarca gerçek anlamda meydanlarda savaşmış ve tüm emperyal güçlere karşın galip gelerek özgür ve bağımsız bir ülke olarak tarihe geçmiştir. Ancak kuruluşundan geçen 85 yıl ardından, aynı ülke bugün insanlarının özgürlüklerini kısıtlamaya, tek başına diktatoryâl egemenlik kurma çabalarına ve yönetim elitleri kurma çabası içerisinde buluyor kendisini.

Nerede özgür Türkiye Cumhuriyeti?

Yazdırın, paylaşın, ekleyin
  • Print
  • email
  • PDF
  • Add to favorites
  • Twitter
  • Tumblr
  • Facebook
  • StumbleUpon
  • Posterous
  • Digg
  • del.icio.us
  • FriendFeed

İlgili Başlıklar

BeğenmedimBeğendim  
Yazıyı oylayın.
Loading ... Loading ...
, , , ,

Yorumlar

  1. 09 Temmuz 2010 @ 22:45
    Yorum  |  Permalink

    ozgurlukten anladiklari sadece 1mt2 bez parcasinin serbesitesi olan bir hukumetten daha iyisini beklemek hayalperestliktir.

Yorum yapın