24 03.2009

Küresel bir sistem ve sistem

Giriş


Başlıktan malûm, konumuz siyaset…

Ortaçağ’dan girelim bugünden çıkalım şimdi. Defalarca yazıldı çizildi, mıncıklayalım biraz daha dağarcığımızı.

Şimdi, ne oldu ne bitti? Öncelikle Ortaçağ başladı ve uzunca bir süre Avrupa içinde hem birbirini yedi, hem hastalıklarla boğuşuldu. En önemlisi ekonomik etkilik, teknolojik gerilikten dolayı mahalli düzeyden halliceydi. Diğer yandan, soylular gerek meraktan, gerek sıkıntıdan, belki de gerçekten inandıklarından bilime yatırım yaptılar. Zira, bulunacak çok fazla şey mevcut idi. Uzak mesafeleri kat etmek çok uzun sürüyor, bir ömür yollarda geçiyordu ve ülkelerin sınırlarının kontrolü, güvenlik, saldırı, ekonomik düzen… herşey bir noktadan sonra tıkanıyordu. Bir ilerleme gerekiyordu. İstanbul surlarının yıkılması derebeyleri ciddi sıkıntılara ittikten sonra, anlaşıldı ki, kaleler ve izolasyon bir kurtuluş değildi ne korunma için, ne de süreklilik için. Daha doğrusu, bu izolasyonun getirdiği durağanlık insanlığa göre değildi. Ardından patlak veren Rönesans ve reform hareketleri de, bu durağanlığı savunan skolastik düşünceyi yerle bir etti ve aydınlanma çağı baş gösterdi.

Yani pozitivist, pozitif bilimci geleneğin çağı başlamıştı. Geçmişte hurafeler ve din aracılığıyla ruhbanlar sınıfı ile tahakkûmunu kuran aristokrasi, bilimin önderliğinde rakibi haline gelmiş ruhban sınıfını alt etmeye, daimi kölesi halkı ise Pavlov-ist yöntemler yardımıyla ipsiz bir şekilde köleliğine devam ettirmeye çalışmıştır. Ancak, pozitif bilim beraberinde yeni bir rakip daha ortaya çıkartmıştır. Geçmişin gözü pek Aristokrasi yandaşı tüccar grubu palazlanarak, Aristokrasiye rakip bir güç haline gelmeye başlamıştır. Sanayi devrimine kadar kör topal bir mücadeleye giren Aristokrasi ve Burjuvazi sanayi devriminde yardımlaşarak sömürmenin tadına varmışlardır. Zira, burjuvazi destekli geniş halk kitlelerinin Fransız Devrimi, Aristokrasi karşısında Burjuvazinin bir güç gösterisi olmuş ve aristokrat sınıf artık burjuvazinin önüne geçemeyeceğini yakınen anlamıştır. İngiltere’nin Amerika kıtasına gönderdiği köylülerin buradaki zenginliğin farkına varıp yarı burjuva – yarı aristokrat bir yapıya bürünmesi, İngiltere içerisindeki palazlanmış burjuvaların da bu zenginliği günden güne ele geçirmesi sonrasında Fransız devriminin de patlak vermesi ile Aristokrasi artık burjuva sınıfını, halk gibi ezemeyeceğini anlamış ve anlaşma yoluna gitmeye karar vermiştir.Avrupa ve Amerika düzeyinde birbirinden bağımsız veya bağımlı çeşitli yollar ile aristokrasi hem kendi varlığını sömürge sistemini koruyacak, hem de burjuvaziyi kendisinden uzaklaştıracak (ilgisini kaydıracak) bir yol bulmuştur.

Aristokrasi, toprak ve ülke yönetimi sahipliğinin verdiği güç ile burjuvaziyi “gerektiği kadar” besleyerek, hem onu palazlandırmış, hem de gerek pozitif hukuk, gerekse geçmişteki düşmanı, bugünkü dostu ruhban sınıfının manevi değerleri ile halk kökenli burjuvaziyi elinde tutmuş ve onu geldiği yere, halkın üzerine göndermiş ve hem halk ile arasında bir tampon oluşturmuş, hem de hükümranlığını bir garanti altına almıştır.

Burjuvazi, toprak ile değil, para ile var olduğundan, ülke yönetimi ile değil, şirket ve insan yönetimi ile hükmettiğinden, yönetim içerisinde yeni bir yönetim ortaya çıkmıştır. Geçmişte tüm yönetimin ve paranın sahibi olan Aristokrasi, ülkenin ve burjuvazinin, burjuvazi ise paranın ve halkın yönetimine gelmiştir. Böylece yaşanan bu iş bölümü sonucunda 3′lü bir yönetim ortaya çıkmıştır. Geçmişten gelen ve ruhani bir gücü elinde tutan Ruhban sınıfı, ekonomiyi elinde tutan Burjuvazi ve nihayetinde, ülke yönetimini ve kanunları elinde tutan Aristokrasi.

gelişme


Her 3 tarafın da sömürdüğü halk, yani proletarya da tabi ki 4. sınıfımız…

İşte bugünün kopan kıyameti de buradan geliyor. Rönesans, reform ve sonrasında da Fransız devrimi sonucunda burjuvazinin güçlenmesi, aynı zamanda dönemde ayaklanan ve kütleselleşen halk yığınlarının, sosyalizm, komünizm gibi (daha pek çok) düşünce akımı etkisi ve gelişen teknolojinin de (iletişim, ulaşımın yaygınlaşması, kolaylaşması) etkisiyle aralarındaki bağların sık(ı)laşması, güçlenmesi ile halk sömürülmesine karşın bir güç haline gelmeye başladı. Ancak, nasıl aristokrasi burjuvaziyi elinde görünmez bağlar ile tutuyorsa, burjuvazi de aynı şekilde gerek görünen (polis-silah gücü), gerekse görünmeyen (propaganda, reklam, düşünce akımları…vb.) ipler ile halkı elinde tutmaya çalışmaktadır. E malum, ayaklar baş olursa…

Nihayetinde, önce kurulan sosyalist Sovyetler Birliği, sonrasında hemen sınırında bulunan diğer bir bağımsız ve halk devrimi ile kurulan Türkiye Cumhuriyeti öncelikle, Sosyalist SSCB’nin radikal politikalarından, halk yönetim sistemi ile aristokrasiyi, para yönetiminin, burjuva tek elinden kolektif bilince aktarılması ile Burjuvaziyi ve nihayetinde din karşıtlığı (Din’in afyon olması) ile ruhban sınıfını karşısına alması ve geniş toprakları, sanayileşmiş ekonomik yapısı, Avrupai halkı ile Batı’nın en büyük korkusu halini aldı. Diğer yandan, Türkiye Cumhuriyeti’de, karma ekonomisi, sömürülen halklardan doğuya yakınlığı ve üzerlerindeki etkisi ve dine laik bakış açısı ile Sovyetler kadar olmasa da Batıyı korkutmuş ve karşısına almıştır. Diğer yandan Rusya’nın kendi içerisinde Aristokrat ve Burjuvazi sınıflarının ve sermaye yapısının bulunması, Avrupa devletleri ile ilişkilerinin iyi olması yanında Türkiye Cumhuriyeti’nin, Avrupa’nın (tabi ki içerisindeki tüm sınıfların da) nefretini kazanmış bir geçmişe sahip olması ve Osmanlı İmparatorluğundan kalan Aristokrasi, burjuvazi, sermaye yoksunu ve sanayileşmemiş bir tarım toplumu yapısının bulunması nedeniyle Sovyetler kadar olmasa da, Batı’nın dikkatini çekmiştir.

Haliyle, dönemde Aristokrasi ve Burjuvazi’nin, tıpkı ortaçağ’da Aristokrasinin kendisini kalelerde kapatması gibi, Amerika kıtasına kapatması, ana kıta Avrupa ve Asya’dan kendisini fiziksel olarak uzaklaştırıp, yönetimi oradan yürütme fikrini geliştirince, sömürge alanları ülkelerden tüm kıtalara yayıldı… Ancak, diğer yandan sömürü kıtasında çok büyük iki kuvvetin, SSCB ve Türkiye Cumhuriyeti’nin filizlenmesi bu yönetimin önündeki en büyük iki engel durumundaydı. Dolayısıyla ikisinin de yokedilmesi gerekiyordu. Ancak, birisi Batı diğeri ise Doğu halklarının sembolü haline gelmiş olan iki devletin Osmanlı İmparatorluğu gibi, savaş aracılığı ile parçalanması savaştan yeni çıkmış bir dünya için hiç de iyi olmayacaktı. Hele ki, yıkımlar yeni yeni, Amerika’da yerleşmiş olan burjuvazi tarafından onarılırken…

SSCB’nin sanayileşmiş yapısı, halkın devrime sahip çıkması, eğitim düzeyinin yüksekliği, gelişmiş sermaye yapısının bulunması ve daha pek çok etkenden dolayı egemen sınıfların hedefindeki ülkeydi ve gerçekten yokedilmeliydi. Türkiye Cumhuriyeti ise, bir düşman olsa da, yok edilmesi sadece nefret uyandıracak bir ülkeydi, çünkü güçsüzdü. Batı da, bu güçsüzlüğü kullanarak sömürgeleştirme yoluna gitti. SSCB’yi ise, önce bölü, sonra güçsüzleştirdi, nihayetinde ise ortadan kaldırmak gerekiyordu. Yıl 1991 olduğunda ise bu amaçlarını gerçekleştirdiler ve hemen ardından da dünya üzerinde küresel bir anti-sosyalizm, anti-komünizm propagandası başladı.

Türkiye Cumhuriyeti ise, henüz küçük bir fidanken ezilerek büyümesi önlendi ve sömürgeleştirildi. Zaten halihazırda gerek içten, gerek dıştan pek çok düşmanı bulunan ve güçsüz olan Türkiye de, kolayca bu oyuna geldi ve bağımsızlığını karşısındaki büyük güç ve yalnızlığı karşısında belki de kendi elleriyle teslim etti.

sonuç


1991′de Sovyetlerin yıkılmasıyla rakipsiz ve düşmansız kalan burjuvazi, Aristokrasi ve Ruhban sınıfları, yeniden kendi iç çatışmasına geri dönse de, yine de birlikteliklerini bozmayarak geçmiş rakiplerini, olası düşmanlarını da el birliği yaparak ezmeye devam etmektedirler.

Bugüne geldiğimizde, Türkiye’ye ani bir iniş yaptığımızda, işte gördüğümüz şey, totalde tüm bu yaşanmışlıkların bir süregeliminden başka birşey de değildir…

Yazdırın, paylaşın, ekleyin
  • Print
  • email
  • PDF
  • Add to favorites
  • Twitter
  • Tumblr
  • Facebook
  • StumbleUpon
  • Posterous
  • Digg
  • del.icio.us
  • FriendFeed

İlgili Başlıklar

BeğenmedimBeğendim  
Bu yazı,  1 adet oy almış, oylama ortalaması ise;  +1dir.
Loading ... Loading ...
, , , , , , , , ,

Yorum yapın