Mustafa Akdağ

"Sosyoloji. Tarih. Freelance tasarım."

12 Eylül 1980 Darbesi Analizi ve Türkiye Sosyal – Siyasal Yapısına Etkileri

evren_12_eylul

ABD – SSCB arasındaki savaşta arada kalmış bir ülke: Türkiye Cumhuriyeti.

Tarihçe

ABD’nin SSCB’ye karşı planladığı “Demir perde ülkeleri” projesi bağlamında Türkiye Cumhuriyeti’nin başına geçen Adnan Menderes ve hükümeti, ABD’nin Komünizm karşıtı uygulamalarını, Marshall yardımları karşılığında birebir uygulamaya başlamış, ancak bunu yaparken, ABD’nin hesaba katmadığı, ulusal değerlere ters düşünce, 27 Mayıs 1960 askeri darbesi ile hükümet askerler tarafından görevinden alınmış ve Adnan Menderes’de asılarak öldürülmüştür. Bu yaşanan olay, o dönemde Sol görüşlü öğrencilere güç vermiş, Atatürkçü çizgiden ayrılan hükümetlerin de bir süreliğine önünü kesmişti. Ancak 1960 darbesi sonrası iktidara geçen AP hükümetinin, Menderes önderliğindeki hükümetin bir devamı olması, -zaten askeri arkasına aldığını düşünen- üniversite öğrencilerinin ayaklanmalarına neden olmuş, ancak bir seçim sonucu yeniden Menderes hükümeti benzeri bir hükümetin başa gelmesi, ordunun dikkatini çekmiş ve bir hata yaptıklarını düşündürtmüştü. 1960 sonrası başlayan, 1965 yılında doruğa ulaşan olaylarda, işçiler de öğrencilere destek için sokağa çıkınca, asker bu karışıklığı sadece kontrol altında tutmak istemiş, ancak sonraki yıllarda bu hareketin SSCB etkisi ile komünizm propagandası dahilinde bir devrim hareketine dönüşümü ile birlikte, askeriye tarafından sert önlemler alınmaya başlanmış, hükümet ise gerek kolluk kuvvetleri, gerekse -ABD’nin komünizm ile savaş projesi çerçevesinde Türkiye’de de kurulan- “kontr-gerilla” örgütlenmesi ile bir devrim karşıtı duruş belirlemiştir. Bu dönemde Türkiye büyük bir karışıklığa sürüklenmiş ve Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en büyük ve kanlı günleri patlak vermiştir. 1980 yılına kadar düzeni sağlamaya çalışan ve hükümetten de -bir ölçüde- geri adım atmasını bekleyen asker, 12 Eylül 1980 yılında -devrime az kala- gerçekleştirdiği darbe ile ülkede yaşanan olaylar bıçak gibi bir anda kesilmiştir.

Rakamlarla

Bu 3 yıllık darbe döneminde büyük çoğunluğu sol görüşlü kesimden olmak üzere, olaylara -bir şekilde- karışan çok sayıda vatandaş göz altına alınmış, işkencelere maruz tutulmuş, öldürülmüş, sakatlanmış, fişlenmiş, hapse atılmıştı. Bu konudaki istatistlikleri aşağıda bulabilirsiniz.1

“12 Eylül askeri darbesi sonrasında 7000 kişinin idamı istendi. Askeri yargıtay 124 idam cezasını onayladı. 50 kişi idam edildi. Askeri yönetimde, gözaltında ya da hapishanelerde, ‘doğal olmayan ölüm’ sayısı 229 oldu. İnsan Hakları Derneği’nin kayıtlarına göre 12 Eylül döneminde:

  • 650 bin kişi gözaltına alındı.
  • 230 bin kişi yargılandı.
  • 1 milyon 683 kişi fişlendi.
  • 141, 142 ve 163. maddelerden 71 bin kişi,
  • yasadışı örgüt üyesi olma iddiasıyla da 98. 404 kişi yargılandı.

2

Yine bu konuda darbe dönemi Genelkurmay Başkanı Kenan Evren, 01.03.2006 tarihinde Kanal D televizyonunda yaynınlanan “Genç Bakış” programında -yazının devamında değineceğim öğrenci kitlesinin saçma, amaçsız soruları karşısında- şunları söylemiştir:

“- Yahu sorsanıza… İşkenceyi sorsanıza. Asıl bunları sormanız lazım. Evet itiraf ediyorum. Hapishanelerde işkencelere engel olamadık. Bir çok insan bu yüzden sakat kaldı, öldü. O kadar rica ettik yapmayın filan diye. Ama bizi dinlemediler. O gardiyanlar yok mu; ah o gardiyanlar… Onlar yapıyorlardı. Çünkü, 12 Eylülden önce seslerini çıkaramıyorlardı. Mahkumlar hep onları dövüyorlardı. 12 Eylül olunca başlarına teğmenler filan diktik. Fırsat ellerine geçince gardiyanlar da ne yapsınlar? İşkence yaptılar. Fena muamelede bulundular. Çok rica ettik, yapmayın falan dediysek de maalesef dinletemedik. Bu müessif olaylar oldu. Ama tespit ettiklerimizi yakaladık. Hatta sanırım bir polisle, bir astsubay mahkum oldu. Hem her ülkede işkence var. Bakın bugün bile bizde var. Amerika’da yapıyor mapusanedeki Iraklılara… Ama, başlarına diktiğimiz teğmenler işe yaradı. Onlara İstiklal marşımızı söylettiler. Sabahları hani ilköğretimde söylerler ya her sabah Türküm, çalışkanım falan diye onları söyletirlerdi?”

Kenan Evren’in bu açıklamaları, o dönemde yaşanmış olayların hepsini özetler niteliktedir. Örneğin; polislerin darbe öncesi mahkumlardan dayak yemesi, darbe sonrası hınçlarını almaları gibi. Bunun gibi pek çok olayı darbe dönemindeki işkencelere neden olarak ortaya koyabiliriz.

Sıkıyönetim

Darbe dönemi sıkıyönetim bölgelerini şöyle sıralayabiliriz:3

12 Eylül 1980 tarihinden önce, 26 Aralık 1978′de Kahramanmaraş olayları nedeniyle 13 ilde (Adana, Ankara, Bingöl, Elazığ, Erzincan, Erzurum, Gaziantep, İstanbul, Kars, Malatya, Kahramanmaraş, Sivas, Şanlıurfa) sıkıyönetim ilan edilmişti. 13 ilden Sivas (26 Şubat 1980) ve Erzincan’da (20 Nisan 1980) sıkıyönetim daha sonra kaldırılmıştı. Ancak “yaygın şiddet olayları” nedeniyle;

  • 26 Nisan 1979: Adıyaman, Diyarbakır, Hakkari, Mardin, Siirt ve Tunceli,
  • 20 Şubat 1980: Hatay, İzmir,
  • 20 Nisan 1980: Ağrı

illerinde sıkıyönetim ilan edilmişti.

12 Eylül 1980′e gelindiğinde 19 ilde sıkıyönetim uygulanıyordu.

12 Eylül’de diğer illerde de (48 il) sıkıyönetim ilan edildi. Uygulama, 19 Mart 1984 tarihinden başlayarak aşama aşama 19 Temmuz 1987 tarihine kadar tüm illerden kaldırıldı.

Tarihlere göre sıkıyönetim uygulamasının kaldırılması:

  • 19 Mart 1984: Bilecik, Bitlis, Burdur, Çanakkale, Çankırı, Gümüşhane, Isparta, Kastamonu, Kırklareli, Kırşehir, Kütahya, Muş, Sinop
  • 19 Temmuz 1984: Afyon, Amasya, Aydın, Balıkesir, Bolu, Çorum, Muğla, Nevşehir, Niğde, Rize, Sakarya, Tekirdağ, Yozgat
  • 19 Kasım 1984: Denizli, Giresun, Kayseri, Konya, Manisa, Uşak
  • 19 Mart 1985: Antalya, Bursa, Eskişehir, Hakkari, İçel, Kocaeli, Malatya, Kahramanmaraş, Samsun, Sivas, Tokat, Zonguldak
  • 19 Temmuz 1985: Ankara, Artvin, Edirne, Erzincan, İzmir, Ordu
  • 19 Eylül 1985: Trabzon
  • 19 Kasım 1985: Adana, Adıyaman, Ağrı, Erzurum, Gaziantep, Hatay, İstanbul, Kars
  • 19 Mart 1986: Bingöl, Elazığ, Tunceli, Şanlıurfa
  • 19 Mart 1987: Van
  • 19 Temmuz 1987: Diyarbakır, Mardin, Siirt

Darbe döneminde uygulanan idam cezaları ile ilgili olarak da aşağıdaki bilgiler oldukça açıklayıcı olacaktır:4

12 Eylül’den sonra kurulan sıkıyönetim mahkemeleri üst üste idam kararları vermeye başlarken, 1972′den beri fiilen uygulanmayan idam cezaları da hızla infaz edilmeye başlandı. Politik eylemleri nedeniyle hüküm alanların yanı sıra adi hükümlülerin infazları da gerçekleştirildi.

1980-84 yılları arasında 50 kişi idam edildi. Bunların 18′si sol, 8′i sağ görüşlü ve 23′ü de adli suçtan hükümlüydü. Ölüm cezası infaz edilenlerden biri ASALA adlı Ermeni terör örgütü mensubu Levon Ekmekçiyan idi. (Esenboğa Olayı 1982)

Yönetim, idam cezalarının infazında ısrarlıydı. Kenan Evren 3 Ekim 1984′te Muş’ta yaptığı konuşmada “Hainleri asmayıp da besleyecek miyiz?” diyordu ve bu sözü uzun yıllar belleklerde yer aldı.

12 Eylül döneminde sıkıyönetim askeri mahkemelerince 517 sanığa idam cezası verildi. Askeri Yargıtay’ın onayladığı idam kararlarının sayısı 124 oldu. Bunlardan, MGK’nın onayladığı ve onay sonrası hemen infazı yapılan 50′si dışındakiler için cezalar fiilen müebbet hapse dönüştü.5

Ölüm cezalarının infazlarına ilişkin onama kararları,

  • 12 Eylül 1980 – 25 Ekim1981 arası Milli Güvenlik Konseyi döneminde,
  • 25 Ekim 1981 – 14 Ekim 1983 arası Danışma Meclisi döneminde,
  • 6 Kasım 1983 sonrası TBMM döneminde

verilmiştir.

İşte yukarıda birkaç detayını verdiğim bu darbe ortamı, 1980 – 1983 yılları arasında Türkiye Cumhuriyeti’nin içerisinde bulunduğu durumu özetlemeye yetecektir. ABD’nin darbe sonrasında, darbecileri “Our boys…” şekline sunması ise yazının başında öne sürdüğüm tezleri doğrular niteliktedir. Çünkü, sadece yukarıda kısaca anlattıklarım ile bile Türkiye Cumhuriyeti’nin sol siyasetine vurulan darbenin ölçüsü anlaşılmaktadır. Dönemde, sol sendikaların, sol sivil toplum örgütlerinin yöneticilerinin gözaltına alındıklarını, öldürüldüklerini veya bir şekilde işlerinden uzaklaştırıldıklarını görmekteyiz. Zaten eylemlere katılan kişilerin de fişlendiğini, hapse atıldığını düşündüğümüzde “sol”un devrim planlarının çöktüğünü, SSCB’nin demir perdeyi bir ölçüde yıkma girişiminin sonuçsuz kaldığını ve ABD kapitalizm’inin Türkiye’ye etraflıca yerleştiğini görebiliriz.

Kapitalistleşme

12 Eylül 1980 darbesi, Türkiye Cumhuriyetinin, Kemalizm’den kopuşunun ve Kapitalizm’e geçişinin bir yıl dönümüdür esasında. Çünkü, öncesinde 1960′de kapitalist hükümetlere -dolayısıyla burjuvaziye- karşı darbe yapan asker, bu sefer de o burjuvaziye karşı çıkanlara karşı bir devrim gerçekleştirmiştir. 60′larda ABD eliyle güçlenmeye başlayan burjuvazi, bu darbe ile birlikte kendisini iyice güçlendirerek, sonraki yıllarda Türkiye’yi kontrolü altına almıştır. 1991′e kadar ABD – SSCB arasındaki sürtüşmelerden payını alan Türkiye Cumhuriyeti, 1991′de SSCB’nin de yıkılmasıyla tamamen ABD’nin kontrolüne geçmiştir. Bundan sonra da burjuvazi ve “sağ”, devleti ele geçirmiş, ne kemalizm, ne de gerçek anlamda “sol” ülkede etki gösterememiştir.

Bunun nedenlerini incelememiz gerekirse;

12 Eylül 1980 darbesi, “ilk başlangıcında” kapitalizm’e karşıt olan üniversite öğrencilerinin hak aramalarına karşı tarihteki en büyük darbeyi vurmuş, insanların hak aramalarının aslında bir hak olmadığını ve sanki bir “terörist saldırı” olduğu görüşünü -isteyerek veya istemeden- ortaya çıkarmıştır. Çünkü, devleti korumayı ideoloji edinen “sağ”ı koruyan -kanlı- bir darbe olan 12 Eylül, Türkiye Cumhuriyetinde ve hükümetlerinde yine bu sağ görüşün hakim olmasına neden olmuş ve cumhuriyetin kurucusu Atatürk’ün Kemalist düşüncesini korumaya çalışırken onu, onun en büyük rakibi ve düşmanı olan -yıllarca meydanlarda birebir çarpıştığı- kapitalizme siyaset sahnesinde yenik düşürmüştür. Bu durum, dönemde darbe yiyen ve politikadan uzaklaştırılan vatandaşların yetiştirdiği nesillerin de siyasetten kopmalarına, hatta nefret etmelerine neden olmuştur.

12 Eylül 1980 darbesini, 80 sonrası kuşaklarının “apolitize” olmalarının baş nedeni olarak sayabiliriz. Çünkü, yukarıda da anlattığım gibi, sağ ideolojiyi egemen, sol ideolojiyi ise hatalı ve karşıt bir şekilde sonraki nesillere sunan, hatta bunu okullarında yetiştirdiği öğretmenlerine, mühendislerine, … vb. kabullendiren hükümetler ile devamlılığını sağlamışlardır. Sağlanan bu devamlılık ile Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları hızla apolitize edilmiş, haklarını aramaları çeşitli siyasi yollar ve baskılar ile engellenmiş, ülkede tam bir gizli diktatörlük oluşturulmuştur. Bir burjuva (sağ) diktatörlüğü.

12 Eylül 1980 darbesi, siyasal, politik etkilerinin yanında o dönemde hapse atılan, fişlenen, işkence gören ve belki de daha pek çok olaya maruz kalmış vatandaşların ruh sağlıklarını bozmuş, insanların kendine güvenlerini zedelemiştir. Bu kendine güven eksikliği, 1923′te emperyalizm’e, kapitalizm’e, komünizm’e kafa tutan Türkiye’yi büyük bir ezikliğe itmiş ve günümüzde kırılgan, ürkek ekonomik – siyasi yapılanmasına neden olmuştur. Çünkü bugün başa gelen/gelebilecek tüm hükümetlerin mensupları o dönemi yaşamış veya etkisinde olan kişilerdir. Dolayısıyla o dönemin tekrarı korkusuyla sürekli olarak isteklerini, yapmaya çalıştıklarını arka plana atmışlardır. Bu darbe ile ordu Türkiye’nin en çok güvenilen kurumu haline gelmiştir. Bu da hükümetlere, yöneticilere olan güveni temelinden sarsmıştır.

Hepsinin yanında 12 Eylül askeri darbesi, Türkiye Cumhuriyeti’ni ABD, IMF, Dünya Bankası … vb. gibi pek çok kapitalist kurumun ellerine teslim etmiş ve O’nu kurtuluş savaşında savaştığı ve yendiği kapitalizmin esiri haline getirmiştir. 60′larda SSCB karşıtı demir perde projesi kapsamındaki Marshall Yardımlarının ülkeye sokulmasına kadar kararlı bir şekilde kemalist çizgide yürüyen Türkiye, 1960 darbesi ile sol, 1980 darbesi ile de sağ ideolojinin egemenliğine, dolayısıyla da son olarak kapitalizmin kollarında atılmıştır.

1980 darbesi sayesinde günümüzde insanlarımız Kemalizm’i bile zararlı bir ideoloji olarak görmekteler, hatta bir ideolojiyi benimsemekten bile çekinir duruma gelmişlerdir. Bu ortamda kolayca ilerleyen kapitalizm ise kendisini ülkeye kolayca yaymış, 1991′de sovyetlerin çöküşü ile de iyice rahatlayarak günümüzde hem bizi kendisine çok iyi bir pazar – sömürge haline getirmiş, hem de kapitalizm karşıtı ideolojilerin gelişmesini önlemek için pek çok önlem almıştır. Buna en güzel örnek olarak, sivil toplum örgütlerinin, sendikaların işleyişlerini engellemiş, çalışmalarını durdurmuş veya çeşitli yollarla engellemiştir. İnsanların birlik olmalarının sürekli olarak önüne geçerek, karşıtlarını sürekli kontrol altında tutmuştur. Bu durum da Türkiye’nin 80 sonrasında ki sol ideolojisinin gelişiminde büyük rol oynamıştır. Çünkü, birlik olamayan ve sürekli bölünen sol, 80 sonrası Türkiye tarihinde hiçbir zaman etkin -veya üstün- olamamıştır.

sonuç

Kısaca toparlamak gerekirse, yukarıda ortamı az çok tasvir edilmiş olan 12 Eylül 1980 darbesi dönemi, 1950′lerden sonra ABD’nin SSCB’ye (komünizm’e) karşı demir perde projesi kapsamındaki projelerin Türkiye ayağını yürüten hükümeti düşüren 1960 darbesiyle askeri de arkasına alarak hükümete karşı ayaklanan, daha sonrasında SSCB’nin demir perdeyi kırma girişimiyle şekillenen ve bir sosyalist devrim halini alan öğrenci – işçi hareketlerinin (proleterya devrim hareketinin) kanlı bir şekilde bastırılması için düzenlenen karşı devrimin sonucu olmuş bir dönemdir. Bu dönem Türkiye siyasal ve sosyal hayatını kökünden değiştirmiş, ülkeyi kemalist bir çizgiden kapitalist bir çizgiye sokmuş, tüm ülke solunu dağıtmış, karşısına da blok halinde bir sağ burjuvazi koymuştur. Bu darbe ile kökleşen burjuvazi ülke yönetimini de eline geçirmiş, proleteryayı sömürmek için her yolu denemiş, denemektedir. 2006 yılında Türkiye’de günümüzde halen sağlam bir sivil toplum örgütlenmesi ve/veya bir sendikalaşma yoktur. Dolayısıyla proleterya haklarını arayamamaktadır. Bu da burjuvazinin ekmeğine yağ sürmüştür.

Buradan da görüldüğü üzere, 1980 askeri darbesi, bütün ülkenin siyasi, sosyal, ekonomik hayatını kökünden değiştirmiş ve bu değişimin de bir ölçüde kalıcı olmasını sağlamıştır. ABD’de yapılan “our boys…” ile başlayan açıklama ile bunun istenerek yapıldığı sonucuna ulaşılabilse de, hemen 20 yıl önce 1960′da aynı çizgideki sağcıları iktidardan indirmiş olmaları bu ihtimalde bir gedik açmaktadır. Ancak, yine de dönemin dinamiklerine, yapılan açıklamalara, günümüz sosyal – siyasal hayatına ve 1960 – 2006 (günümüz) arasındaki değişimlere, dönüşümlere ve yaşanmışlıklara bakıldığında, 1980 darbesinin birebir ABD eliyle olmasa bile, ülkenin bu darbede bir parmağı olduğu ve yöneticilerin de -aslında halen de- komünizm tehlikesine(!) karşı çok iyi kullanıldığının bir göstergesidir.

Sonuç olarak, 12 Eylül 1980 askeri darbesi, iç karışıklığı önleme çabası olarak görülse de aslında bir karşı-devrim hareketidir. ABD’nin SSCB (komünizm) tehlikesine karşı uyguladığı demir perde projesinin Türkiye üzerindeki bir parçasıdır. Aynı zamanda Türkiye’nin kemalist tavrından vazgeçerek kapitalist, üreten ülke konumundan da tüketen-sömürülen ülke konumuna geçmesinin de dönüm noktasıdır.


  1. Kaynak (Rakamlarla)  

  2. Kaynak (Rakamlarla)  

  3. Kaynak (Sıkıyönetim)  

  4. Kaynak (Sıkıyönetim)  

  5. Kaynak (Sıkıyönetim)  

BeğenmedimBeğendim  
Bu yazı,  8 adet oy almış, oylama ortalaması ise;  +4
Loading ... Loading ...
2311
12 Eylül 1980, ABD, darbe, kapitalizm, sosyalizm, SSCB, tarih, Türkiye

1 yorum yapılmış.

Siz de yorum yapın...

Aşağıdaki servisler ile de giriş yapabilirsiniz:

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>

  1. eline saglik ustad.

    Cevapla