
Çok çok geçenlerde bir laf etmiştim düşünürken beynimin derin dehlizlerinde… Paylaşayım istedim…
Belki de, toplum olarak birbirimizden böylesine koptuğumuz bugünlerde, birbirimizin değerini anlamamız için gerekli, aynı zamanda da kendimizin de değerini anlayabileceğimiz ve de toplum içerisindeki bireylik rolümüzün, aslında ne kadar da toplumsal bir rol olduğunu anlatan bir cümle oldu.
Hani bir laf vardır, “birlikten kuvvet doğar” şeklinde. İşte o birliğin, bireyler olmadan oluşamayacağı, oluşan kuvvetin de yalnızca birliği oluşturan bireylerin topluluk içerisinde neden olduklarının ve en önemlisi de, topluluk içerisinde olma isteklerini ortaya koymaları ile oluştuğunda kuvvetli olabileceğini hatırlamak gerekiyor sanırım.
Marx’ın (ve Engels’in) Hegel’den devraldığı ve geliştirdiği felsefesinin temel dayanağı olan diyalektiğin, Materyalist diyalektik içerisinde ortaya çıkarttığı kanunun, yani, “nicelliğin, nitelliğe dönüşümü” ilkesinin bir özeti de olabilir bu söz. Nasıl ki su 99 dereceye ulaşana kadar nicel değişimler geçiriyor ve hala suysa, ardından 100 dereceye ulaştığında kaynayarak buhar halini alması ile niteliğini değiştirerek buhar oluyorsa, Marx işçi sınıfı için de bu örneği kullanmıştır:
Kapitalist sınıfın en çok sömürdüğü işçiler, adı kendileri tarafından konulmamış bir sınıf oluştururlar. Bu sınıfın adı dışarıdan “İşçi sınıfı”dır ve de nicel durumdadırlar. Nitelikleri yoktur, çünkü henüz bir sınıf olma bilinçleri yoktur.
İşçi sınıfının, bu nicelliğin (büyüklüğünü) ve de bu nicellikten doğacak olası gücün farkına varması ile, nicel çoğulluk, nitelik kazanmaya başlar ve kendilerine “biz işçi sınıfıyız” dediklerinde, nicel bir çoğunluktan meydana gelen bu sınıf, bu nicelliklerine bir niteleme getirerek -niteliklerini kazanarak-, kendilerini bir sınıf olarak zümreleştirirler. Böylece, işçi sınıfı, yalnızca işçileri ifade eden bir kavram olmaktan çıkar, içerisindeki bireylerin birer (nicelikleriyle bile) nitelik kazandığı, kazandırdığı, nitelikli ve de en önemlisi etkin bir sınıf haline gelirler.
Marx’ın Materyalist Diyalektiğinin yalnızca bir parçası olan nitel – nicel dönüşümünde İşçi sınıfı’nın nitel dönüşümü, felsefe düzeyinde her ne kadar bir metafor olarak görünse de, pratikte de alt yapısı son derece kuvvetli bir olgudur. Kitleler, kitle oldukları bilincine vardıklarında ancak kitle baskısı uygulayabilirler. Yani, kitle ne zaman ben yerine biz diyebilirse, biz niteliğini kazanırsa, kitleye aidiyet duygusuna kavuşursa o zaman nitelikli bir kitle olabilirler. Diğer türlü oluşacak kitlenin niceliği ne kadar büyük olursa olsun, niteliği olmadığından hiçbir gücü olmayacaktır.
İşte bu metafor, gündemimiz ve de günümüzü düşündükçe aklıma gelen bir lakırdıdır aşağıda yazdığım. Cümlenin bireysel görüntüsü veya yapısı bir metafordur. Yani çözüm “ben” değilim. Bu lafı her söyleyen kişi, sorunlar karşısında çözümün kendisidir. Yeter ki, bu lafı söylediğinde kendisini çözüm olmanın verdiği egoya kaptırarak nitelediği zümrenin niteliğinin önüne geçmeye çalışmasın…
“Çözüm benim! Ancak, benim ben olmam, biz biz olmadığımız sürece benliğim içinde kaybolmam dışında birşey ifade etmez bizler için!…”





Yorumlar