
Basın ile ilgili ilk yasak(lama)lar 1858 Ceza Kanunu ile başlamaktadır. Yasa öncesinde iki gazete (Takvim-i Vakayi ve Ceride-i Havadis) ve bir dergi (Vakay-i Tıbbiye) çıkmıştır. Ancak dönem yöneticileri çıkan sorunlardan feyz alarak denemde Fransız Ceza Kanunundan Türkçeye yapılan çeviri içerisinde basın ile ilgili bölümleri de dahil etmişler ve böylece ilk yasaklar ortaya çıkmıştır.
1
Basına Konan İlk Yasaklar
a. İlk yasaklama: 1858 Ceza Kanunu’na konan maddeler
Basın ile ilgili ilk yasak(lama)lar 1858 Ceza Kanunu ile başlamaktadır. Yasa öncesinde iki gazete (Takvim-i Vakayi ve Ceride-i Havadis) ve bir dergi (Vakay-i Tıbbiye) çıkmıştır. Ancak dönem yöneticileri çıkan sorunlardan feyz alarak denemde Fransız Ceza Kanunundan Türkçeye yapılan çeviri içerisinde basın ile ilgili bölümleri de dahil etmişler ve böylece ilk yasaklar ortaya çıkmıştır.
Bu kanunun 138. Maddesinde:
“Devleti Âliyye’nin emir ve ruhsatıyla açılmış olan matbaalarda Saltanatı Seniyye, erbabı hükümet ve tebaa-ı saltanatı Seniyeden olan bir millet aleyhinde gazete veya kitap ve evrak-ı muzirre tab ve neşrine mütecasir olan kimselerin, iptidai bastırılmış olduğu şeylerin zaptiyle derece-i cürmüne göre matbaası muvakkaten veya bütün bütün kapatıldıktan sonra on mecidiye altınından elli mecidiye altınına kadar cezayı nakdi ahzolunur.”
Kanunun 139. Maddesiyle genel adaba aykırı mizah yazıları ile müstehcen resim basılmak yasaklanmış, 213. Maddesiyle de “basma kâğıt talik ve neşriyle” (yani afiş ve yayın yoluyla) başkasına asılsız suç yüklemek yasaklanmıştır.
2
b. Matbuat Nizamnamesi (1864)
Fuat Paşa’nın Fransa’dan Avrupa’da hükümetleri sarsan tehlikelerin bir gün Osmanlı’da da huzursuzluk yaratabileceği düşüncesi ile ithal edilmiş bir yönetmeliktir. Zira dönemde toplamda 10 kadar (Fransızca ve azınlık gazeteleri dahil) gazete yayınlanmakta, toplam basımları ise birkaç bin civarındadır. Dolayısıyla bu türde bir tehdit unsuru olabilecek güçte hiçbir yayın organı bulunmamaktadır.
Dönemde Fransız basınının yaklaşık iki yüz yıllık bir geçmişi bulunmakta ve her eğilimde yüzlerce gazete çıkmıştır. Yani, gazeteler basın olma amacından çıkıp, propaganda aracı şekline gelmeye başlamıştır. Bunun üzerine III. Napolyon, 17 Şubat 1852′de bir kararname yayınlar, 1864′te bizde yayınlanan yönetmelik de budur.
Bu yönetmeliğin hükümleri:
İlk maddeye göre, gazete çıkartabilmek için hükümet izni gereklidir. 9. Maddeye göre, yabancı ülkelerde basılan ve “devlete karşı taarruz ve husumet” havası taşıyan gazetelerin ithali de yasaktır. 10 – 36 maddelerde ise, Ruhsatsız gazete çıkartmak, gazetenin imzalı bir sayısını ilgili devlet dairesine göndermemek, hükümetten gelen resmi yazıları yayınlamamak, Devlet-i Âliyye’nin iç güvenliğini bozacak suçlardan birinin icrası için bazı kişileri kışkırtmak, genel adaba ve milli ahlâka aykırı yazılar, Hazreti padişahiye saldırı sayılabilecek yazılar, bakanlara dokunacak söz yazılması, dost hükümdarlara dokunacak deyimler kullanılması, meclisleri, mahkemeleri ve devletçe kurulan heyetleri kötüleyecek yazılar, devlet memurlarının aleyhinde kötü yazı yazılması, yabancı diplomatların kötülenmesi, halkın aşağılanması çeşitli cezalara bağlanmıştır.
3
c. Âli Kararname (1867)
Matbuat Nizamnamesi’nden sonra, 1867′de çıkartılan Âli Kararname ile hükümet basına karşı her çeşit yetkiyi elde etmiştir. Kararname 1 sayfa bile tutmamıştır. Geçici olarak yayınlanmış bu kararname buna rağmen 1909′a kadar yürürlükte kalmış ve her hükümet bu kararnameyi basını yasaklamak için istediği gibi kullanmıştır.
Örneğin; Mizah gazetesi Diyojen 15 kere kapatılmıştır. Aynı yıl İbret gazetesi bir ay yasaklanmıştır. Yine 1871′de İbretnûma-yı Âlem (mizah gazetesi) geçici olarak kapatılmış, İbret 1872′de yeniden 4 ay kapatılmış, 1873′de Diyojen kapatılmış, Letaif-i Asar’ın geçici olarak yayını durdurulmuş, 1873′te Hadika 2 ay, İbret önce 1 ay, daha sonra da süresiz kapatılmıştır. Basiret gazetesi, 1874′te Hülâsa tül Efkâr, Şark ve Hayal gazeteleri de kapatılmış, 1875′te Hayal gazetesi yasak edilmiştir.
4
2. Basına İlk Sansür (1876)
Âli kararname ile edindikleri güce rağmen basın ile başa çıkamayan hükümet, ülkedeki tüm bozukluklardan basını sorumlu tutmuştur ve hükümetin artık eleştirilere tahammülü kalmamış ve 11 Mayıs 1876′da basına sansür konmuştur. Kararname’de kısaca:
“Osmanlı basınında çıkan yazılara hükümet gerekli dikkati göstermiş ve çoğu zaman gazeteleri süreli veya süresiz olarak kapatmışsa da basın inzibat altına alınamamıştır. Bunun için gazetelerin baskıdan önce denetimine karar verilmiştir. Bu karar geçicidir.”
5
3. Osmanlı Devleti’nde Matbaa
a. İlk matbaa
1492 yılında Sultan II. Beyazıt?ın ülkesine kabul ettiği Avrupa’daki Engizisyondan kaçan Yahudiler beraberlerinde matbaa tekniğini de getirmişlerdi. Bundan bir yıl sonra ise, David ve Samuel ibn Nahminas kardeşler 1493 yılında ilk matbaayı kurdular.1 Ancak, kendilerine yalnızca tevrat ve dini kitaplar basma yetkisi verilmişti. Bunu takiben Osmanlı kendi matbaasını kurmak istediyse de, Kuran’ın eskiden olduğu gibi yine elle yazılmasının gerektiğini belirten hattatlar tarafından kışkırtılan İslâm tebaası her girişime karşı çıkmıştır.
b. İlk çalışan matbaa
Osmanlı Devleti’nde nitelikli anlamda basının araştırmasını yapmak istediğimizde konumuzun ilk önemli dönüm noktası 17262 yılında İbrahim Müteferrika’nın Osmanlı’da ilk Türk matbaasını kurmasıdır. Bu da, ülkeye matbaa teknolojisinin gelmesinden 234 yıl sonra ilk Türk matbaasının kurulduğunu bize götermektedir. Ancak, başta da bahsettiğim gibi, salt matbaanın kurulması demek, basın tarihi açısından bir önem içerse de, basın tarihinin başlangıcı anlamına gelmiyordu Osmanlı için.
Lale Devri süreci içerisinde düzenlenen bir padişah fermanı ile Paris elçisi 28. Mehmet Çelebi’nin oğlu Sait Efendi ile İbrahim Müteferrika bu konu üzerinde çalışmalarına başlamıştır. Dönemin sadrazamı Damat İbrahim Paşa?nın da verdiği destek ile birlikte, önce Şeyhülislâm Abdullah Efendi’den, “din ile ilgili olmayan eserlerin basılabileceği” yönünde bir fetva alarak çalışmalar hızlandırılır. Öncelikle matbaa makinası ve Latin harf kalıplarını yurtdışından getirtilir (ancak Arap harf kalıplarınının kaynağı açık olmamakla birlikte, İbrahim Müteferrika’nın kendisinin yaptığına dair buluntular vardır.)3 ve sonrasında Yalova şehrinde bir kağıt fabrikası (Kağıthane-i Yalakabad) kurulur. Nihâyetinde, 16 Aralık 1727 yılında ise, matbaa çalışmaya başlar. İlk olarak “Vankulu Lûgatı” adında bir Arapça – Türkçe sözlük basılır. Ardından tarih ve coğrafya ile ilgili 6 kitap daha yayımlanır. Ancak, 1743′te İbrahim Müteferrika, bir atama emrini Dağıstan’a götürür ve bu yolculuğu ardından ölür.
Müteferrika’nın ölümünden sonra 1754 yılında İbrahim ve Ahmet efendiler, 1783 yılından sonra ise, Beylikçi Raşid Mehmet Efendi ve Vak’a-nüvis Vasıf Efendi geçmiştir. Matbaa, dönem dönem atıl kalsa da çalışmalarına devam etmiştir.
1769 yılında Abdurrahman Efendi, Mühendishane matbaasını kurmuş, Sonrasında Üsküdar matbaası (1802) ve Takvimhane-i Amire (1831) kurulmuştur.
6
4. Osmanlı Devleti’nde Resmi Gazeteler
a. Osmanlı Devleti’nde ilk gazete: Vakay-i Mısriye (1828)
Yakın tarihe kadar ilk Türkçe gazetenin 1831′de yayınlanan “Takvim-i Vakayi” olduğu bilinmekteydi. Ancak, Orhan Koloğlu yaptığı çalışmalar ile, ilk Türkçe gazetenin 1828′de Mısır’da yayınlanan “Vakay-i Mısriye” olduğu kanıtlanmıştır. Vakay-i Mısriye gazetesinin çıkmasından yaklaşık 8-9 yıl önce Mısır valisi Kavalalı Mehmet Ali Paşa, Mısır’da Bulak Matbaasını kurdurmuştur. Bu da demek oluyor ki, Osmanlı’da ilk matbaa nın kurulmasından yaklaşık bir yüzyıl sonra ilk gazete çıkartılmıştır.
Kavalalı Mehmet Ali Paşa, Arap haberlerini Türkçeye çevirip dışarıdan bilgi ediniyordu. Jurnallerin derlenmesi ve değerlendirilmesi için “Curnal Divanı” adında bir kurul oluşturmuş, kurulun derlediği haberler de “Curnal el Hidivi” adı verilen bir bülten biçiminde 100 sayı basılarak yönetici ve ilgililere dağıtılmaktaydı. Ancak bunun yeterli gelmemesi üzerine, Mehmet Ali Paşa, 1928′de bu tür haberlerin Vakay-i Mısriye adı altında, yarısı Arapça yarısı ise Türkçe olarak yayınlanmasına karar vermiştir.4
Gazetenin ilk çıkış nedeni tarım, endüstri ve öteki alanlardaki gelişmelerin izlenmesi ve toplumu koruyacak önlemlerin alınması olarak belirtilmekteydi. Amaç, yenilikleri anlatarak Mısır’daki yeni düzenin propagandasını yapmaktı.5 Gazete kaynak olarak genellikle Fransız ve İtalyan gazetelerini kullanmaktaydı. Giritli kaynaklardan da çok kısıtlı olmakla birlikte yararlanılmıştır. Buna karşın İstanbul kaynaklı haberler yok denecek kadar azdır ve bunun yanında, gazetede İstanbul?dan bir ferman gelmediği sürece padişahın adı dâhi geçmemiştir. Bunun yanında Avrupa ülkeleri ve onların sömürgelerine ağırlık verilmiş ancak, emperyalizm eleştirisi konu olmamıştır. İslâm ülkelerinden gelen haberler ise oldukça sınırlı kalmıştır.
İlk başlarda 8 – 20 gün aralıklarla yayınlanlanmış olsa da, sonraları haftada iki gün düzenli bir şekilde çıkmaya başlamıştır. Mehmet Ali Paşa, içerik, dilbilgisi ve dizgi yanlışlarına kızıyor ve hatalı olanların üzerine gidiyordu. Dilin sadeliğine ise son derece önem gösteriyordu. Dil konusundaki bu özen zamanla etkisini göstererek, bölgede Türkçe’nin yaygınlaşmasına yardımcı olmuştur.
Gazete, İslâm ülkelerinden haberlere pek rağbet etmese de, her fırsatta İslâm’ın üstünlüğünden, halifeye bağlılıktan söz edilmiş, ama aynı zamanda da öteki dinlere de eşit uzaklıkta bir tutum sergilenmiştir. Örneğin, sömürgelerdeki İslâm topluluklarının bağımsızlık savaşları gazeteye yansımamıştır.
Kavalalı Mehmet Ali Paşa’nın Mısır üzerinden Osmanlı’yı tehdidi ve çıkarttığı gazetenin içeriği düşünüldüğünde, Mehemet Ali Paşa’nın basını bir propaganda aracı olarak çok iyi kullandığını görebiliriz. Zira, çıkan gazetede İstanbul’dan haberlerin yer almayışı, sömürgelerdeki İslâm topluluklarının savaşımlarının yer almayışı ve diğer dinler ile eşit mesafedeki duruş da buna kanıt olarak gösterilebilmektedir. Zira, Osmanlı ile savaşında II. Mahmut Avrupa’dan yardım istediğinde Fransa Mehmet Ali Paşa’nın yanında oldu, İngiltere ise tarafsız kalmayı yeğledi. Ancak, bu sefer de Osmanlı’nın Rusya?dan yardım istemesi ile İngiltere ve Fransa araya girdi ve sonuç olarak Mısır Kavalalı ve soyundan gelenlere bırakılmak zorunda kalındı. Daha sonra Mehmet Ali Paşa Osmanlı’ya bağlılığını bildirmiş olsa bile, diğer etkenlerin yanında, çıkarttığı gazeteyi, gerek Mısır dışında, gerekse Mısır içerisinde bir propaganda aracı olarak kullandığı açıktır.
b. Osmanlı Devletinin ilk resmi gazetesi: Takvim-i Vakayi (1831)
11 Kasım 1831′de, II. Mahmut’un çabasıyla çıkartılmaya başlanmıştır. Yani, İbrahim Müteferrika’nın matbaayı kurmasından 105 yıl sonra, Osmanlı’da ilk gazete çıkmıştır. II. Mahmut, yayınladığı bir fermanda, kısaca: “Gazete konusunun düzene konması çoktan beri emelimdi. Ancak, zamanı gelmemiş olduğundan susuyordum. İşte şimdi sırası geldi. Bunun din kurallarına ve düzene karşı bir yanı olmadığı gibi, ülkeye pek çok yararı olacağını herkes kabul ediyor. Bu işe Esat Efendi nezaret edecek. Sârım Efendi ile Sait Bey’i de bu işe memur ediyorum (…)”6
Yabancı ülkelerdeki basının 200 yıllık bir tarihi vardı ve dışarıdaki olayları da gazetelerden okuyanlar padişaha bildiriyordu. Aynı zamanda o yıllarda İzmir’de çıkan Fransızca gazetelerin de padişah’ı etkilediği anlaşılıyor.
İlk defa bir gazete çıkartılması fikri, 14 Eylül 1829′daki Edirne Anlaşması sonrasında devlete yeni bir düzen vermek amacıyla toplanan “Islahat Meclisleri”nin bir toplantısında ortaya atılmıştı. Padişahın da bunu olumlu karşılamadı ve gazetenin adını da kendisi koydu: “Mukaddeme-i Takvim-i Vakayi”.
“Önsöz” başlıklı özel sayısında açıklanan gazetenin çıkış nedenleri kısaca şu şekildeydi: “Eskiden vak’anüvis denen resmi tarih yazarları, kendi çağlarının önemli olaylarını kaleme alsalar da bunlar ancak 20 – 30 yıl sonra basılarak dağıtılabiliniyordu. Halk gerçekleri zamanında öğrenemediğinden de olaylar yanlış yorumlanır ve bunun da devlete zararı olurdu. Gazete bütün bunları engelleyerek iç ve dış olayları zamanında duyurmak için çıkmaktadır.”7
Gazetenin ilk sayısı 5000 basıldı ve bütün devlet örgütüne, subaylara, taşra eşrafına ve elçiliklere gönderildi. Gazete, Süleymaniye Camisi ile şimdiki İstanbul Üniversitesi?nin arasında bulunan bir konakta, “Takvimhane-i Amire” adı verilen basım evi ile aynı yerde çıkartılıyordu. Gazete; umur-u dahiliye (iç haberler), mevlad-dı askeriye (askeri işler), umum-u hariciye (dış haberler), fünun (bilimler), tvhicat-ı ilmiye (din adamlarının atanması), ticaret ve es’ar (fiyatlar) bölümlerinden oluşmaktaydı. Gazete’de ilk çeviri yazı 8?nci sayfada, ilk ilân ise, 11. sayıda çıkmıştır.
Sade bir dil kullanımı II. Mahmut’un özen gösterdiği bir noktaydı. Tıpkı, Kavalalı Mehmet Paşa gibi, II. Mahmut’ta bu konuda özen göstererek gazeteyi halka ulaştırmayı, onlara doğrudan bilgi vermeyi ve bu yolla da yine gazeteyi bir halka ulaşım yolu olarak kullanmayı amaçladığını görebiliriz. Takvim-i Vakayi’nin haftalık olarak yayınlanmak istanmesi, ancak hiçbir zaman haftalık olamaması, yılda ancak 15 – 20 en çok da 31 adet çıkabilmiş olması, dolayısıyla da taze haberler sunamamasından ötürü, Mehmet Ali Paşa’nın gazeteyi bir propaganda aracı olarak kullanmasındaki başarısını II. Mahmut, Takvim-i Vakayi’de gösterememiş olduğunu söyleyebiliriz, ki zaten, 1860?lardan sonra Takvim-i Vakayi bir çeşit “resmi gazete” halini almıştır8 ve basın özelliğinden oldukça uzaklaşmıştır.
Gazete, 1879′da bir dizgi yanlışı yüzünden kapanmış ve 12 yıl kapalı kalmıştır. 1891?de yeniden çıkmaya başlamış, bu kez de 1892′de yine dizgi yanlışı nedeniyle kapatılmış ve ikinci meşrutiyet’e kadar (1908) kapalı kalmıştır. 27 Temmuz 1908′de yayın hayatına dönen Takvim-i Vakayi 4 Kasım 1922′de ise kesin olarak tarihe karışmıştır.
Gazetenin bu denli baskı altında çıkması ve sürekli ol(a)mayışı gazetenin hiçbir zaman etkili olamamasının nedenleri olmuştur. Tıpkı dönemde yapılmaya çalışılan Islahatlar gibi, Takvim-i Vakayi’nin de, gösterilen özensizliğin bir sonucu olarak işe yaramaz bir “deneme” olarak tarihteki yerini almıştır diyebiliriz.
7
5. Osmanlı Devleti’nde özel gazeteler
a.İlk yarı özel gazetesi: Ceride-i Havadis (1840)
William Churchill adında bir İngiliz çıkartmıştır. Morning Herald gazetesinin İstanbul muhabirliğini yapan bir tüccar olan William Churchill, 1836 yılında bir gün Kadıköy’de avlanırken bir çocuğu yaralaması sonucu Üsküdar muhafızlığına götürülmüş, ancak dönemdeki kapitülasyonların yabancılara tanıdığı geniş hak, yetki ve dokunulmazlıklar sebebiyle, İngiliz elçiliği olaya el koyarak Churchill’i salıvermiş, aynı zamanda da dönemin dışişleri bakanı Akif paşa görevinden azledilmiştir. Bunun yanında, Churchill’e pırlantalı bir nişan, onbin kantarlık (yaklaşık 350 bin kuruş değerinde) zeytinyağı ihracı için bir ferman ve bir de gazete çıkartma yetkisi verilmiştir. Ancak o dönemde Dışişlerinden azledilen Akif Paşa içişlerine getirildiğinden Churchill buna cesaret edememiş, Akif Paşa birkaç yıla görevinden ayrılır ayrılmaz gazete kurmak için çalışmalarına başlamış ve kendi basımevini kurarak 3 temmuz 1840′da gazetesini yayınlamaya başlamıştır.
Gazetenin ilk 3 sayısı ücretsiz dağıtıldığından ilk başlarda hiç satılmadığı anlaşılıyor. Churchill, bir yazısında Ceride-i Havadis’in ilk 3 yıl zorluklarla yayınlandığını, ancak daha sonra 150 kadar ‘zevat’ tarafından rağbet gördüğü belirtiliyor. Bunun yanında Churchill?in hükümete baskı yapabilecek güçte bir yavancı olmasından ve kendisine de devletten ayda 2500 kuruşluk yardım yapıldığından dolayı gazete yavaş yavaş durumunu düzeltmiştir. Gazete ilk başlarda 10 günde bir yayınlanmış, ancak sonralarında yayın sürekliliğini sık sık aksatmıştır.
Gazetede, Mehmet Efendi, Şair Ali, Ahmet zarif, Ebüziyya Tevfik, Ahmet Rasim, Sadrazam sait Paşa, Şair İsmet, Emin Bey, Nüzhet Efendi, Siret Bey, Salih Efendi ve Süreyya Bey yazı yazmıştır. Gazete Dış haberlere önem vermiş ve çevirilere geniş yer ayırmıştır. Ayrıca Enver Behnan Şapolyo, İskenderiye’den gazeteye haber ulaştıran bir gazetecinin basın tarihimizde ilk muhabir sayılacağını söylemektedir.9
Bazı İngiliz gazetelerinin muhabiri olarak Kırım’a giden Churchill, oradaki savaştan Ceride-i Havadis’e yazılar yollamış ve bu da gazeteye canlılık katmıştır. Sık sık haberlerin gelmesi üzerine gazete özel sayılar yayınlamaya başlamış ve bunlara “Ruzname-i Ceride-i Havadis” denmiştir. Bunun yanında, gazete gelirlerinin önemli bölümünü ilan yayınlarından kazanmış, hatta ilk ölüm ilanları da bu gazetede yayınlanmıştır.
Gazete, William Churchill’in ölümünden kısa süre önce gazete yönetimini oğluna bırakmasından sonra, Ruzname-i Ceride-i Havadis olarak sürekli (haftada 5 gün) yayınlanmaya başlamış, ancak mevcudiyetini koruyamamıştır.
Bu noktada; Türkiye’de gazeteciği Tercüman-ı Ahval ile başlatanlar olmuş, hatta 1960′da gazeteciğilin 100. yılı törenleri düzenlenmiş ve pullar çıkartılmıştır. Bunun nedeni olarak ise,Takvim-i Vakayi’nin devlet eliye çıkmış olması, Ceride-i Havadis’i ise, kapütülasyonlardan yararlanan bir İngilizin çıkartmış olmasını göstermişlerdir. Ancak, bu iki gazetede çalışanların Türk olduklarını, ayrıca Takvim-i Vakayi’nin devlet eliyle çıksa da, orada çalışanların gazetecilik yaptıklarını kabul etmeyip, Türk basın tarihini 29 yıl sonraya almak yanlış olacaktır.
b. İlk özel gazete: Tercüman-ı Ahval (1860)
1852 – 53 yıllarında Paris Elçiliğinde görev yapmış sonrasında da çeşitli devlet hizmetlerinde çalışmış olan Agâh Efendi ve 23 yaşında Fransa’ya öğrenci olarak gönderilmiş, 6 yıl orada kalmış ve dil, edebiyat ve maliye öğrenmiş Şinasi, Tecüman-ı Ahval’i çıkartmışlardır. Gazete çıktığında Agâh Efendi 28, Şinasi ise 34 yaşındaydı. Tarih 21 Ekim 1860′ı gösteriyordu. Gazete bu ilk dönemlerinde ehaftada iki gün çıksa da, 22 Ocak 1861′den sonra haftada üç, daha sonralarında ise haftada dört – beş gün yayınlanmıştır.
Gazetenin “mukaddime”sinde belirtildiğine göre, iç ve dış olaylardan seçme haberlerle eğitici yazılar yayınlayacak ve bunların “umum halkın kolaylıkla anlayabileceği” düzeyde olacağı belirtilmiştir. Bunun yanında, gazetede, resmi haberler, “hattı hümayun”lar, bildiriler, tüzükler, anlaşmalara da yer veriliyor, piyasa, borsa haberleri, fiyat listeleri, çeşitli çeviriler, ekonomik konularla inceleme yazıları da önemli yer tutmaktaydı. Ayrıca, iç sayfalarında geniş ölçüde resmî ve özel ilanlar da yayınlanmaktaydı. Basın tarihinin ilk tefrikası da yine Tercüman-ı Ahvalde yayınlanmıştır. Şinasi’nin Şair Evlenmesi adlı manzum oyunu gazetenin ikinci sayısından itibaren tefrika halinde yayınlandı.
Gazete, elle çalışan basit bir düz makineyle basılmaktaydı, ayrıca ülkede bir dağıtım örgütü de olmadığından çok zor koşullarda dağıtım gerçekleşmekteydi. Gazete yalnızca tek bir yerde, basımevinin bulunduğu hanın altındaki tütüncü ve tömbekici Hasan Ağa’nın dükkânında satılmaktaydı.
Tercüman-ı Ahval’in çıkışını Ceride-i Havadis hiç iyi karşılamamış ve çeşitli nedenlerle iki gazete sık sık tartışmalar yaşamışlardır.
Şinasi, tercüman’da yaklaşık 6 ay kadar çalışmış, Ahmet Vefik Paşa, Sarı Tevfik Bey, Mehmet Şerif Bey ve Hasan Suphi efendi de gazetenin diğer yazarlarıydı. Tercüman, hükümet ile iyi ilişkiler kuramamıştır. İlk olarak 1861′de kapatılmış, ancak nedeni açıklanmamıştır. Gazete beş buçuk yıl yaşamını sürdürebilmiş ve E.B. Şapolyo’ya göre, Ziya paşa’nın Milli Eğiitim’i eleştiren yazıları yüzünden gazete kapatılmıştır.10 Zira, elde bulunan son sayı 11 Mart 1866 tarihli, 792 sayılı olandır.
Agâh Efendi’nin Türk basın tarihinde önemli bir yeri vardır. Zira, devletten emir almadan, kendi dar olanaklarıyla, ilk özel gazeteyi çıkartan ve bu gazetenin sayfa düzenini, başlıklarını yağan ve başyazıları yazan kişidir. Fakat buna rağmen Agâh Efendi, hayatını gazetey adamamış, yalnızca yaklaşık 11 sene kadar bu işle uğraşmıştır. Genç Osmanlılar Cemiyeti’nin kurulmasında görev almış, arkadaşlarının tutuklanması ile 1867?de Avrupa’ya kaçmıştır. 28 yaşında Tercüman-ı Ahval’i çıkartmış 35 yaşında Avrupa’ya kaçmış, 39 yaşında da geri dönmüştür.
c. Tasvir-i Efkâr (1862)
Daha önce Agâh Efendi ile birlikte Tercüman-ı Ahval’i kuran Şinasi bir süre sonra bu gazeteyi bırakarak tek başına bir düşünce gazetesi kurmayı amaçlamış ve bunun sonucunda Tasvir-i Efkâr (Düşüncelerin anlatımı) gazetesini çıkartmaya başlamıştır. Gazete toplam 835 sayı çıkartmıştır.
27 Haziran 1862′de çıkan ilk sayıda yayınlanan giriş yazısında gazetenin amacı havadis vermek, halka kendi yararını düşünmeyi ve kendi sorunları üzerinde durmayı öğretmektir. Bu yazısında Şinasi, her hükümetin halkın yararına çalışmakla güç kazanacağını belirtmiştir. Gazete, haftada iki gün çıkmış, iç ve dış haberleriçin ayrı sütunlar oluşturulmuştur. 3 Yıl gazeteyi çıkartan Şinasi, o sıralarda bir arkadaşının tutuklanması üzerine 1865 ilkbaharında Parise baçmıştır. Şinasinin ayrılışı ardından, gazetenin başına Namık Kemal’in geçtiğini görülür. Şinasinin etkisinde kalan Namık Kemal, yazılarında özgürlük konularına değinmiş ve aydın çevrelerde geniş yankılar uyandırmıştır. 1867′de çıkan “Şark Meselesi” başlıklı bir yazı dizisi Namık Kemal’in gazetecilik hayatını bitirecektir. Bunun üzerine Namık Kemal’de Avrupa’ya kaçmış ve gazete yönetimi Recaizâde Ekrem’e kalmıştır.
Şinasi, Türkiye (ve Osmanlı) tarihindeki gazeteciliğin öncüsü sayılmaktadır. Zira, kendisinden önce çıkmış olan gazetelerin hepsi gazetelerinde ferman, olay ve ilan yayınlarken, bunları yayınlamayı amaç edinmişken, Şinasi kendi çıkarttığı gazetesinde olay, ferman ve ilan yayınlamanın ötesine giderek “yorum” yayınlamaya başlamış ve dahası gazetesini bir propaganda aracı olarak kullanmaya başlamıştır ve bu Türk basın tarihinde bir ilktir. Bundan dolayı da, modern gazeteciliğin Türkiye’deki öncüsü olarak Şinasi görülmektedir. Bunun yanında, gazete Türk basın tarihinde imzalı başyazı, tefrika ve “tartışma”nın ilk uygulandığı gazetedir.
Ayrıca Türk basın tarihinin ilk “polemiği” de Ceride-i Havadis ve Tercüman-ı Ahval arasında gerçekleşmiştir. Gazetenin 1861′de iki hafta süre ile ilk kez kapatılması ile de, gazete kapatma olayı ilk defa gerçekleşmiş bulunmaktadır.
d. Muhbir (1866)
1866 yılında ünlü devrimci Ali Suavi yönetiminde çıkan Muhbir gazetesi Türk haber tarihinde önemli bir yeri vardır. Gazetenin sahibi Filip Efendi olsa da, onun okuma yazmasının olmaması / az olmasından dolayı gazete yönetimi Ali Suavi’ye aitti. Gazete, çeşitli fırsatlarla hükümetin politikalarını eleştirerek basında bir eylem başlatmıştır. Dönemdeki Girit sorunu üzerindeki hükümetin politikasını yetersiz bulan gazete, bir milli Meclis kurulmasını öne sürmekteydi. Gazete, Girit’te ezilen Türklere yardım için büyük çapta bir kampanya düzenledi ve önemli bir gelir topladı. Gazete aynı zamanda okuyucu mektuplarına da yer veriyor ve bu mektuplardan bazılarında dolaylı da olsa hükümete sorular yöneltiliyordu. Ancak, gazetede çıkan bu tür yazılar hükümeti kızdırdığından, 1867′de yayınlanan bir emirnâme ile Muhbir gazetesi yasaklandı. Emirnâme’de, gazetenin hükümet aleyhine yazılar yazmayı alışkanlık haline getirdiğini ve son sayılarında kanuna aykırı pek çok uygunsuz içeriğe sahip olan yazı yayınladığı için basım evinin bir süre tatil edildiği bildirilmişti.
Muhbir özel bir sayı çıkartarak bu bildiriyi bastı. Bildiri altında da Filip imzasıyla bir açıklama yayınlandı. Bu açıklamada;
“Dünyanın en adaletli yerlerinde bile bir matbaayı kapatmaya hükümetin yetkisi vardır. Fakat yukarıdaki (özel sayıda basılmış olan) bildiride sözü edilen yazılan Muhbir’in hangi sayısında yazılmıştır? Müşterilerimiz ve hamiyet erbâbı kişiler bunu bildirirlerse, bundan böyle gazetemizin kapatılmasını engelleriz. Muhbir Devlet-i Âliyye’nin ve milel-i Osmaniye’nin hayırhanıdır. Bir ay süreyle kapandığını müşterilerimize duyururuz. Bu süre içinde müşterilerimizi havadissiz bırakmamak için derhal başka bir gazete ile anlaşacağım ve Girit meselesini o gazeteyle ilân edeceğim ve ileride, hükümete hakların korunması için bazı düşünceler beyan edeceğim.”
Gazete neden kapatıldığını bile anlamamış, kendisini savunmaya çalışıyordu. Bir aylık süre sonunda yeniden yayınlanmaya başladı ve toplamda 55 sayı çıkarttıktan sonra gazete 27 Mayıs 1867′de kapanmıştır.
Muhbir gazetesi, basın tarihi açısından önemli bir kilometre taşıdır diyebiliriz. Zira, Yeni Osmanlılar Cemiyeti’nin adına çıkan gazete, hükümeti eleştiren eleştirilerin yanında, halkı yanına çekmeye çalışan, halkın sesini de gazeteye yansıtmaya çalışan bir yapı içerisinde görülmektedir. Halkın bir basın organında sesini duyurması da ilk defa bu gazete ile gerçekleşmiştir.
e. Basiret (1869)
Gazete 1869′da kurucusu “Basiretçi Ali Bey” tarafından çıkartılmaya başlandı.1871?de de Ali Bey imtiyaz almak için hükümete başvurdu ve 300 altınlık bir yardım aldı. Gazetede, Suphi Paşazâde, Ayetullah Bey, İsmail Efendi, Mustafa Celalettin Paşa, Lehli Hayrettin Karski, Halet Bey, Ahmet Mithat Efendi ve Ali Suavi yazı yazmıştır. Gazete küçük boyda ve 4 sayfa, haftada 5 gün çıkmaktaydı. Fiyatı 40 paraydı ve 1871?de 10.000 adete yükselmişti.
1870′de Almanya – Fransa savaşı sırasında gazetede yapılan bir toplantıda Mustafa Celâlettin Paşa’nın isteği üzerine, gazetenin Almanları tutmasına karar verildi. Savaş sonrasında da, Bismark, Ali Efendi’yi Berlik’e çağırdı ve bu gezi için Alman elçiliği kendisini 10.000 frank vermiş ve Sadrazam Ali Paşa?da 500 altın ödeme yapmıştır. Berlin’de 29 gün kalan Ali Efendi burada Bismark ile görüşmüş ve Bismark kendisine 1000 mark ve bir baskı makinesi hediye etmiştir. Bu da yabancı bir devletten ilk defa para alan gazete olarak tarihimize geçmiştir.
Ali Efendi, Zaptiye Müşiri Hüsnü Paşa’nın yaptığı zulümleri yazdığından dört ay hapis yatmış, sonrasında gazetesinde Ali Suavi’nin yazılarını yayınladığından dolayı da Mayıs 1878′de yakalanarak 5 buçuk ay tutuklu kalmıştır. Sonrasında da Kudüs’e sürülmüş ve gazete kapanmıştır. Gazete 1908′de Meşrutiyet ilanından sonra yeniden çıkmışsa da, tutunamamış ve kapanmıştır.
f. İbret (1870)
Gazetenin kurucusu ve sahibi Aleksan Sarrafyan Efendi’ydi. 1870?de çıkmaya başlayan gazete, aynı yıl içerisinde bir kere kapatılmıştır. Bunun üzerine Sarrafyan Efendi, gazetenin adını “İbretname-yi Âlem”e çevirmiş ve haftalık mizah dergisi haline getirmiş ancak yine de gazetenin durumunu kurtaramamıştır. 1872?de gazete Ahmet Mithat Efendi’ye kiralanmış ve yeniden günlük gazete olarak 13 Haziran 1872?de yeni kadrosu ile çıkmaya başlamıştır. Namık Kemal’in başyazıyı yazdığı gazete de, Ebüzziya Tevfik ve Paris’ten dönen (Paris Komününe katılmış olan) Reşat ve Nuri Beyler de yazı yazdılar. İbret gazetesi, bu haliyle İstanbul basınına olgun ve kaliteli bir hava getirmiştir.
Ancak açılması ardından bir ay bile geçmeden 9 Temmuz 1872?de gazete 4 ay kapatılmıştır. Daha sonra ise, Ocak ve Şubat 1873′te Namık Kemal’in birkaç yazısı yüzünden tekrar bir ay kapatılmıştır. Namık Kemal’in “Vatan Yahut Silistre” ile ilgili bir yazı yayınlamasından sonra ise gazete 5 Nisan 1873′te toptan kapatılmıştır. Yazarlar tutuklanmış ve birkaç gün sonra da sürgüne gönderilmişlerdir. Gazete yalnızca 132 sayı çıkartabilmiştir.
İbret Gazetesinin başyazarı Namık Kemal, hükümetin bir basın yönetmeliği çıkartmasını önermiş ve “gazeteciler yasak olan şeyleri bilmeli ve ona göre yazı yazmalıdır” demiştir. Gazetedeki neredeyse tüm yazılarında, mahkeme kararı olmadan hükümetin gazete kapatmasına karşı çıkmış, ancak hükümet gazeteyi kapatıp, Namık Kemal’i de Magosa’ya sürmüştür. Böylece de, Namık Kemal’in gazetecilik serüveni son bulmuştur.
8
g. Diğer gazeteler
El Cevaib: 1860′da İstanbul’da hükümetin yardımıyla Arapça çıkartılmıştır. Osmanlı Rejimini savunmuş ve Araplara seslenmiştir. 20 yıl boyunca en etkin Arapça gazete olmuştur. Fransız ve İngilizler bu gazetenin kendi sömürgelerine dağıtımını yasaklamışlardır.
Ayine-i Vatan: 1866′da Eğribozlu Mehmet Arif adında brisi çıkartmıştır. Türk tarihinin ilk resimli gazetesidir. Ancak satışı çok fazla olmadığından kapatılmış, bir süre sonra Vatan ismiyle çıkmış daha sonra 1867′de Ruzname-i Ayine-i vatan olarak ismi değiştirilmiş ancak bir yıl sonra bu isimden de vazgeçilmiş ve adı İstanbul olmuştur.
Terakki: 1868′de Ali Raşit ve Filip Efendiler tarafından çıkartılmıştır. Türkiye’de ilk kadın gazetesi, bu gazetenin yayınladığı haftalık bir ektir. İlk mizah gazetesi de, yine aynı gazetenin haftalık bir mizah sayısı olan “Letaif-i Asar”dır ve bu gazetede karikatür de yer almıştır.
Mümeyyiz: 1869′da çıkartılmıştır. Gazetenin çocuklar için yayınladığı özel bir sayı da Türk basın tarihinin ilk çocuk gazetesi sayılmaktadır.
Hakayik ül Vakayi: 1870′de yayınlanaya başlamış ve uzun süre yayın hayatına devam etmiştir. Recaizâde Ekrem ve Kemal Paşazâde Sait Bey bu gazetede çalışmışlardır.
Hadika: Önce 1869′da bilimsel bir gazete olarak çıktı ama çok yaşamadı. İki yıl sonra gazete yeniden Namık Kemal, Ahmet Mithat Efendi, Ebüzziya Tevfik ve Şemsettin Sami ile yeniden çıkmaya başladı. Gazetenin sahibi Aşir Efendi’ydi.
İstikbal: Türk mizahının kurucusu Teodor Kasab tarafından 1875′te çıkartılmış bir haber gazetesidir.
Sabah: İlk olarak 1876′da Papadopulos isimli bir kişi tarafından çıkartılmış, Şemsettin Sami bu gazetede çalışmıştır. Sabah 1882′de ünlü gazeteci Mihran Efendi tarafından ele alınarak yeni bir biçimde yayınlanmıştır.
9
Genel bir bakış
İlk başta, devlet eliyle çıkan gazeteler, zamanla özel iştirakçiler tarafından çıkartılmaya başlanmıştır. İlk gazetelerde, devletin gösterdiği yoldan bir gidiş görülürken, zamanla devletin boyunduruğunun gazeteler üzerinden kalktığını, hatta kısa zaman içerisinde gazetelerin hükümet karşıtı bir duruş sergilediklerini ve ardından (bugünlerimizden alışık olduğumuz) kapatılma kararlarının geldiğini görebiliyoruz. Bunun yanında gazetelerin, Avrupa’da 200 yıllık geçmişi olan basından pek çok şeyi kısa zamanda ve hızlı bir şekilde kendilerine adapte ettiklerini de görebilmekteyiz.
Ayrıca, zaman ilerledikçe, gazetelerin günden güne birer propaganda aracı olarak da kullanılmaya başlandığını, salt basından uzaklaşılıp, bilim, çocuk, kadın, mizah gibi öğelerle de çeşitlendiğini görmekteyiz.
9
6. Vilâyet Gazeteleri
Osmanlı döneminde hükümetler bazı büyük illerde vali veya vali yardımcısının yönetiminde olan gazeteler çıkartılması için yardımcı olmuştur, basımevi sağlamıştır. Bu gazeteler İstanbul’daki hükümetin kararlarını taşraya duyuruyordu.
İlk vilayet gazetesi, 1860′da Beyrut’ta çıkartılan Hadikat al Ahbar’dır. İkinci sırada ise, Mithat Paşa’nın Tuna valisiyken 1865′de Rusçuk’da yayınladığı Tuna Gazetesi bulunmaktadır. Bir diğer önemli gazete ise, Mithat Paşa’nın Bağdat Valiliği sırasında çıkardığı “Zevra” gazetesidir. Trablusgarp’da 1866′da çıkartılan Trablusgarp gazetesi, 1866′da Erzurum’da çıkartılan Envar-ı Şarkiyye gazetesi, 1869′da Bursa’da çıkartılan Hüdavendigâr gazetesi önemli olanlarıdır. Bunların dışında, Suriye gazetesi (1865), Gadis El Fırat (1867), Lübnan Gazetesi (1867), Girit Gazetesi (1867), Edirne Gazetesi (1868), İşkodra Gazetesi (1868), Yanya Gazetesi (1868), Fırat Gazetesi (1869), Konya Gazetesi (1869), Selânik Gazetesi (1869), Trabzon Gazetesi (1869), Prizren Gazetesi (1871), Kastamonu Gazetesi (1872), Adana Gazetesi (1872), Yemen Gazetesi (1872), Rumeli Gazetesi (1874), Aydın Gazetesi (1874), Neretva Gazetesi (1876)?de vilayet gazeteleri arasında yer almaktadır.
10
7. Fransızca Gazeteler
Türkiye’de ilk gazeteyi 1795′te Bulletin des Nouvelles (Haberler Bülteni) ismiyle Fransızlar çıkartmışlardır. 1789′deki büyük devrimin ardından Fransa bir yandan yurt içinde devrimi güçlendirmeye, diğer taraftan da dışarıya devrimi tanıtmaya, tüm dünyanın desteğini kazanmaya çalışıyordu. Henüz ajansların kurulmamış olması, çoğu ülkede gazete çıkmamasından dolayı bu konuda büyük güçlük çekmekteydiler. Hele ki, Osmanlı’da devrimin getirdiği yenilikleri Fransız ve Türklere anlatmanın hiçbir yolu yoktu. Paris’ten o zamanki Fransız devrimci hükümetinin Osmanlı Ülkesindeki özel temsilcisine, bir gazete çıkartma görevi verilmişti. Bu yayınlanan gazeteden günümüze örnek ulaşmasa da, arşivlerde gazetenin çıktığına dair belgeler bulunmaktadır.
27 Temmuz 1795′te baskı makineleri ve harfler İstanbul’a ulaşmıştır. Ancak, gönderilmiş olan harfler Türkçe baskıya uygun değildir. Fransa’dan tekrar sipariş verilse de, istek olumsuz cevaplanır ve Türkçe baskıdan vazgeçilir. Ayda iki gün 6 – 8 sayfa olarak yayınlanan ve Yalnız Fransa ve Avrupa haberlerini veren Bulletin des Nouvelles kıs ömürlü olmuştur. 7 Mart 1769′da elçinin Fransa’ya geri çağırılması ile de gazete tarihe karışmıştır.
İstanbul’daki ikinci gazete de yine Fransızlar tarafından çıkartılmıştır. Geri çağrılan elçi yerine gönderilen Aubert-Dubayet, 1769 yazından İstanbul’a yerleşmiştir ve Fransızca gazete çıkartmaya yönelmiştir. Eylül veya Ekim 1796′da yeni gazete Gazette Française de Constantinople adıyla yayınlanmaya başlanmıştır. Aylık olarak ve genellikle 4 sayfa olarak çıkan gazetede bazen de iki sayfalık bir ek yayınlanmıştır. Yine, ilk gazete gibi yalnızca Fransa ve Avrupa’dan haberler ileten gazete iki yıl yayınlanabilmiştir.1798′de Fransızların Mısır’a çıkartma yapmaya kalkmaları ile İstanbul’daki elçilik kapatılmış, elçilik memurları ise Yedikule zindanlarına hapsedilmiş ve baskı makinelerine el konulmuştur. Barışın ardından memurlar serbest bırakılıp, makineler geri verilmiş olsa da, Gazette Française de Constantinople çoktan tarihe karışmıştır.
Fransa’nın İstanbul elçiliğine bağlı olmadan yayınlanan ilk gazete ise, haftalık olarak ve 4 sayfa olarak, 24 Mart 1821′de Alexandre Blacque isimli bir Fransız’ın çıkarttığı Le Spectateur Oriental’dir. Gazetenin genel politikası Fransa’nın politikası ile uyuşmadığından Fransız konsolosluğu, kapitülasyonlara dayanarak pek çok kez gazeteyi kapattırmıştır. Gazete, İngiltere, Fransa ve Rusya’ya karşı sert eleştiri yazıları yayınlamış ve İzmir’deki azınlıkların sempatisini kazanmıştır. A. Blacque ile Fransız Konsolosluğu arasındaki çekişme sonucunda gazete 27 Mart 1824′te konsoloslukça kapatılır. Gazete kapanmadan önce “Feuille Littéraire, Critique et Commerciale” (edebiyat, eleştiri ve ticaret yaprağı) alt başlığı ile, 1 Ekim 1824′te yeniden çıkarken ise “Journal Commerciale, Politique et Littéraire” (ticaret, politika ve edebiyat gazetesi) alt başlığı ile yeniden çıkmaya başlamıştır ve bu kez iki yönetici bulunmaktadur: Vigoureux ve Didier. Gazete Yunanistan’ın bağımsızlığı konusunda Osmanlı Devletini desteklemekte, ancak Fransa ve İngiltere Yunanistan’ın bağımsızlığından yanadır. Dolayısıyla Fransız Konsolosluğu defalarca A. Blacque’I susturmaya çalışır, gazette çeşitli baskılarla kaşılaşır, gazete defalarca kapatılır, ancak A. Blacque her defasında başka bir formüller yeniden gazeteyi çıkartır. Ancak 1827′nin son günü gazette kesin bir şekilde kapatılır. Gazet kapandıktan 1 yıl kadar sonra, 1828′de Alexandre Blacque İzmir’de Osmanlı hükümetinin de desteği ile Le Courrier de Smyrne gazetesini çıkartmaya başlar. Gazete, Ruslara karşı Osmanlı politikasını savunduğundan Rus ve Fransız büyükelçilikleri gazetenin kapatılması yolunda Babıâli üzerinde çeşitli baskılara başladılar. Gazete 1831′de satıldı ve adı Journal de Smyrne (İzmir Gazetesi) oldu. 1833 – 1915 yıllarında çıkan bu gazete de sık sık kapatılmıştır.
1831 yılında Sultan II. Mahmut’un isteği ile İstanbul’da yarı resmi bir devlet organı olarak Le Moniteur Ottomans ismiyle Babıâli’nin görüşlerini ve politikasını yansıtacak Fransızca bir gazete yayınlanmıştır. İzmir’de uzun bir süre Osmanlı’nın görüşlerini savunan A. Blacque’ı İstanbul’a getirerek bu gazeteyi kurdurmuştur. Takvim-i Vakayi’de çıkan pek çok haber Le Moniteur Ottomans’da da yayınlanmıştır. A. Blacque’nin gazetenin başına “Blak Bey” olarak başına geçmesi Fransız Elçiliğinde hoşnutsuzluk yaratmış ve İstanbul’da çeşitli tepkiler uyandırmıştır. Blak Bey, Sultan’dan aldığı özel bir görev için Fransa’ya giderken Malta’da öldürülmesi ile gazete yönetimi yanında çalışanlara kalmıştır. Le Moniteur Ottomans’ın ne zaman kapatıldığı kesin olarak bilinmemektedir.
11
Osmanlı’da çıkan diğer Fransızca gazeteler ise şunlardır:
Journal de Constantinople (1846 – 1866), La Turquie (1866), Impartial (1841 – 1912), La Réforme (1869 – 1922), Le Phare Du Bosphore (1870 – 1890), Levant – Herald (1867), Stamboul (1875 – 1964), Presse Orient (1849 – 1854), Courrier d’Orient (1854), Gazette Médicale d’Orient (1857), Le Commerce De Constantinople ( 1882 – 1919), Revue d’Orient (1871), İndépendant (1918), Le Levant (1919), La Liberté (1919), Echo de la France (1919 – 1922).
kaynakca
Kaynakça:
İNAL, Halil İbrahim, Osmanlı İmparatorluğu Tarihi, Nokta Kitap, İstanbul, 2007.
KARAL, Ord. Prof. Enver Ziya, Osmanlı Tarihi, 5. Cilt, Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara, 1970.
KOLOĞLU, Orhan, Osmanlı’dan Günümüze Türkiye’de Basın, İletişim yayınları, İstanbul, 1994.
ŞAPOLYO, Enver Behnan, Türk Gazetecilik Tarihi ve Her Yönü ile Basın, Güven Matbaası, Ankara, 1969.
The Republic of Letters and The Levant, Alastair Hamilton, Mauris H. Van Den Boogert, Bart Westerweel (2005), isbn = 9004147616.
TOPUZ, Hıfzı, II. Mahmut’tan Holdinglere Türk Basın Tarihi, Remzi Kitabevi, İstanbul, 2003.
ÖZTUNA, T. Yılmaz, Başlangıcından zamanımıza kadar Türkiye Tarihi, Cilt 11, 12, Hayat yayınları, 1967.
- http://tr.wikipedia.org/wiki/T%C3%BCrkiye%27de_matbaac%C4%B1l%C4%B1k , 05.2008 [↩]
- http://tr.wikipedia.org/wiki/T%C3%BCrkiye%27de_matbaac%C4%B1l%C4%B1k , 05.2008 [↩]
- The Republic of Letters and The Levant, Alastair Hamilton, Mauris H. Van Den Boogert, Bart Westerweel (2005), isbn = 9004147616 [↩]
- Hıfzı Topuz, II. Mahmut’tan Holdinglere Türk Basın Tarihi, Remzi Kitabevi, İstanbul, 2003. [↩]
- Orhan Koloğlu, Osmanlı’dan Günümüze Türkiye?de Basın, İletişim yayınları, İstanbul, 1994. [↩]
- Hıfzı Topuz, a.g.e, s.15. [↩]
- Hıfzı Topuz, a.g.e, s.16. [↩]
- Hıfzı Topuz, a.g.e, s.16. [↩]
- Enver Behnan Şapolyo, Türk Gazetecilik Tarihi ve Her Yönü ile Basın, s.110. [↩]
- Enver Behnan Şapolyo, a.g.e, s. 118. [↩]



Yorumlar